<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikoloji &#8211; Meraklı Kedim</title>
	<atom:link href="https://meraklikedim.com/category/psikoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://meraklikedim.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2020 06:00:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/bf7c37152c42404ef29fa6f7172f2c14y2m8zsfgkzrym1nm_0_GCQ_icon-150x150.ico</url>
	<title>Psikoloji &#8211; Meraklı Kedim</title>
	<link>https://meraklikedim.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kabil Kompleksi</title>
		<link>https://meraklikedim.com/din/2917/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/din/2917/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 20:10:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[habil ve kabil]]></category>
		<category><![CDATA[kabil kompleksi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=2917</guid>

					<description><![CDATA[Kabil kompleksinin ne olduğuna geçmeden Habil ve Kabil meselesini incelemekte fayda var. Habil ve Kabil Hz. Adem&#8217;in iki oğluydu. Kabil aynı anneden doğan kız kardeşi ile evlenmek istedi, ancak Habil bunun dinen uygun olmadığını söyledi ve itiraz etti. Başka anneden doğan biri ile evlenmeliydi. Kabil ise bu uyarıyı dikkate almadı ve kendisini haklı gördü. Bunun...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kabil kompleksinin ne olduğuna geçmeden Habil ve Kabil meselesini incelemekte fayda var.</p>



<p>Habil ve Kabil Hz. Adem&#8217;in iki oğluydu. Kabil aynı anneden doğan kız kardeşi ile evlenmek istedi, ancak Habil bunun dinen uygun olmadığını söyledi ve itiraz etti. Başka anneden doğan biri ile evlenmeliydi. Kabil ise bu uyarıyı dikkate almadı ve kendisini haklı gördü.</p>



<p>Bunun üzerine Habil, kimin doğru hareket ettiğinin anlaşılması için kardeşine, Allah’a birer kurban adamayı teklif etti. O dönemde kurban insanların elindeki mallar ile yapılıyordu. Kurban olarak belirlenen mal bir dağ başına konur ve bir müddet sonra kontrol edilirdi. Eğer konulan mal gökten inen bir ateş ile yanarak ortadan kalktı ise Allah tarafından kabul edildiği anlaşılırdı.</p>



<p>Habil&#8217;in koyun sürüleri vardı. İçlerinden en iyi olan koçu kurban olarak seçti. Kabil ise tarım ile uğraşıyordu. O da zayıf bir buğday demetini kurban olarak seçti.</p>



<p>Habil ve Kabil mallarını dağ başına koyduktan bir müddet sonra kontrol etmeye gittiler ve Habil&#8217;in kurbanının kabul edildiğini gördüler. Bunun üzerine Kabil öfkelendi ve Habil&#8217;i öldürdü. Bu tarihte ilk cinayet ve hatta ilk kardeş cinayeti olarak geçmektedir.</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="boombox-responsive-embed "><iframe title="Kabil ile Habil - Dini Hikayeler - TRT Avaz" width="1160" height="653" src="https://www.youtube.com/embed/KMhqTg2_G_Y?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div></figure>



<p>Kuran-ı Kerim&#8217;de bu konu hakkındaki ayetler:</p>



<p><strong>“Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise, kabul edilmemişti.&nbsp;</strong> (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden)<strong>: ‘Andolsun, seni öldüreceğim!’ dedi. Diğeri de: ‘Allah ancak takvâ sâhiplerinden kabul eder.’ dedi&nbsp;</strong>(ve ekledi)<strong>”&nbsp;</strong>(Mâide, 27)</p>



<p>“Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Mâide, 28)</p>



<p><strong>“Ben&nbsp;</strong>(şu kötü fiilinden dolayı)&nbsp;<strong>istiyorum ki, sen, hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zâlimlerin cezâsı işte budur!”&nbsp;</strong>(Mâide, 29)</p>



<p>“Nihâyet nefsi onu (Kâbil’i), kardeşini öldürmeye sevketti ve onu öldürdü; bu yüzden de kaybedenlerden oldu.” (Mâide, 30)</p>



<p><strong>“Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.&nbsp;</strong>(Kâtil kardeş)<strong>: Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim!. dedi ve ettiğine yananlardan oldu.”&nbsp;</strong>(Mâide, 31)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kabil Kompleksi (Cain Complex)</h2>



<p>Kabil kompleksi psikiyatride kardeşler arasındaki kıskançlıktan dolayı oluşan nefreti ifade eder. Genelde büyük kardeşim küçük kardeşe duyduğu bir nefrettir. Bu nefret kardeşler arasında yıkıcı rekabete neden olur. Genellikle bir ebeveyn figüründen algılanan kayırmacılıktan kaynaklanır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/din/2917/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedir Bu 13 Korkusu?</title>
		<link>https://meraklikedim.com/psikoloji/2171/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/psikoloji/2171/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 16:15:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[13 sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[13. Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[şanssız 13]]></category>
		<category><![CDATA[uğursuz 13]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=2171</guid>

					<description><![CDATA[Nedeni tam olarak bilinmese de 13 sayısı birçok ülkede insanlar tarafından şansız bir sayı olarak kabul görür. Hem de yüzlerce yıldan beri. Araştırmacılar, ABD nüfusunun en az %10&#8217;unun 13 sayısında korktuğunu ve her yıl paraskevidekatriaphobi olarak bilinen 13.Cuma gününün daha da belirgin bir hale geldiğini söylüyor. Bu korku, nedeniyle yılda 800 milyon doları aşan finansal...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nedeni tam olarak bilinmese de 13 sayısı birçok ülkede insanlar tarafından şansız bir sayı olarak kabul görür. Hem de yüzlerce yıldan beri.</p>



<p>Araştırmacılar, ABD nüfusunun en az %10&#8217;unun 13 sayısında korktuğunu ve her yıl paraskevidekatriaphobi olarak bilinen 13.Cuma gününün daha da belirgin bir hale geldiğini söylüyor. Bu korku, nedeniyle yılda 800 milyon doları aşan finansal kayıplarla sonuçlandığı tahmin ediliyor. Bu tarihte evlenmek, seyahat etmek, ameliyat olmak gibi birçok etkinlik tercih edilmemektedir. </p>



<p>13 sayısını çevreleyen açıklanamayan korkular, esasen Batılı bir yapı gibi görünmektedir. Ancak,&nbsp;Eski Mısırlılar da dahil olmak üzere bazı kültürlerde benzer durumlar görülmüştür. Mesela, Asya&#8217;nın çoğunda 4 sayısından kaçınılır.&nbsp;</p>



<p>Peki 13 sayısıyla ilgili bu kadar şanssız olan şey nedir ve bu sayısal batıl inanç nasıl başladı?</p>



<h2 class="wp-block-heading">13&#8217;ün neden şanssız olduğuna ilişkin teoriler</h2>



<p>Korkunun kökenini çevreleyen en erken efsanelerden birisi dünyanın en eski yasal belgesi olan Hamurabi Kanunlarında 13. yasanın listeden çıkarılmış olmasıdır. Bu durum belki  belgenin en eski çevirmenlerinden biri tarafından yapılan bir hata olduğu düşünülebilir, ancak orijinal metinde de 13. madde atlanmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.todayifoundout.com/wp-content/uploads/2014/05/Code-of-Hammurabi.jpg" alt=""/><figcaption>Hammurabi Kanunları</figcaption></figure>



<p>Matematikçiler ve bilim adamları, antik dünyada genellikle “mükemmel” bir sayı olarak kabul edilen 12 sayısının üstünlüğüne işaret ediyorlar. Eski Sümerler, günümüzde hala zaman ölçmek için kullanılan 12&#8217;nin kullanımına dayanan bir sayı sistemi geliştirmişlerdi. Çoğu takvimde 12 ay vardır ve bir gün 12 saatlik iki yarım günden oluşur. Bu kadar mükemmel bir sayıdan sonra gelen 13 sayısının güçsüz ve eksik bir sayı olduğu düşünülmüş olabilir. Bunu örneğin Son Akşam Yemeğinde görüyoruz.</p>



<p>Hz. İsa&#8217;nın da bulunduğu son yemekte 13 kişi vardı. 13. kişinin ona ihanet eden Yahuda olduğu düşünülmektedir.  Bir diğer teori de Hz. İsa&#8217;nın 13 Nisan 33&#8217;de çarmıha gerildiği yönündedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/10257369/10257369-1200x824.jpg" alt=""/><figcaption>Son Akşam Yemeği</figcaption></figure>



<p>Büyük İskender zamanında, yılın her ayını temsil eden&nbsp;12&nbsp;Tanrı&nbsp;vardı&nbsp;.</p>



<p>İskender bir Tanrı olmak istedi, bu yüzden memleketinde bir heykel inşa etti.&nbsp;Bundan kısa bir süre sonra öldü.</p>



<p>İnsanlar 13. Tanrı olmak isteyen İskender&#8217;in başına geleni bu sayının şansızlığına bağlamış olabilir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://i.pinimg.com/474x/17/9b/6b/179b6b5d91863aa64cfa5df1a15b6458.jpg" alt=""/></figure></div>



<p>Başka bir teori de, insanların dar ağacında asıldığı günlere gitmektedir.  Celladın kullandığı ip 13 imlikten oluşuyordu.</p>



<p>Ayrıca, genellikle darağacı platformuna giden 13 adım vardı, çünkü bu insanların boynunun kırılması için gereken doğru yükseklikti.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://d3dupjkkwlat3o.cloudfront.net/395137054809/1813120/1400w" alt=""/></figure>



<p>Tarihçi Vincent Foster Hopper&#8217;a göre, 13&#8217;ü şanssız olarak nitelendiren insanlardan biri de 16. yüzyılda yaşamış numerolog Petrus Bungus&#8217;du.&nbsp; Bungus&#8217;un&nbsp;sebepleri; Yahudilerin&nbsp;Mısır&#8217;dan çıkarken&nbsp;Tanrı&#8217;ya karşı 13 kez mırıldanması, on üçüncü Zeburun kötülük ve yolsuzlukla ilgili olması, İsrail&#8217;in sünnetinin on üçüncü yılda meydana gelmesidir.</p>



<p>Kutsal Kâse&#8217;yi (İsa&#8217;nın Son Akşam Yemeği&#8217;nde içtiği bardak) ve diğer kutsal nesneleri koruduğuna inanılan Tapınak Şövalyeleri, aynı zamanda Avrupa krallarına bir tür bankacılık görevi yapıyordu. Ancak Fransız Kral Philip IV, İngiltere ile bir savaş kaybettikten ve şövalyelere ağır bir şekilde borçlandıktan sonra, tüm tapınak şövalyelerinin Satanizm ve diğer suçlarla suçlanması ve katledilmesi için komplo kurdu. Bu komplonun tarihi 13 Ekim 1307 Cuma idi.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://api.time.com/wp-content/uploads/2017/10/templar.jpeg" alt=""/></figure>



<p>Adında 13 harf varsa, lanetlenmen gerektiğini söyleyen eski bir batıl inanç var.&nbsp;Aptalca, evet, ama bir dizi kötü şöhretli katilin adının (Charles Manson, Karındeşen Jack, Jeffrey Dahmer, Theodore Bundy ve Albert De Salvo) 13 harf içerdiğini düşündüğünüzde biraz daha ikna edici.&nbsp;Merak ediyorsanız: Adolf Hitler&#8217;in vaftiz adı Adolfus Hitler&#8217;di.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Biliyor musunuz?</h2>



<p>Triskaidekaphobia 13 sayısının korkusudur.</p>



<p>Paraskevidekatriaphobia 13. Cuma korkusudur<a href="https://www.thefactsite.com/friday-thirteenth-facts/">.</a></p>



<p>Her yıl en az bir tane 13. Cuma vardır. bazen 2 ve 3 de olabilmektedir.</p>



<p>Böyle şanssız bir sayı olması nedeniyle birçok şehirde 13. sokak ya da 13. cadde gibi adresler yoktur.</p>



<p>Birçok asansörde ve binada 13. kat tabelalarda yazmaz. Bunun yerine 12-A gibi farklı ifadeler yer alır. Kuzey Karolina Asheville&#8217;deki Stres Yönetim Merkezi ve Phobia Enstitüsü&#8217;ne göre, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki yüksek binaların yüzde 80&#8217;inden fazlasının 13. katı yok ve otellerin, hastanelerin ve hava alanlarının büyük çoğunluğundaki odalarda 13 sayısı yazmaz.&nbsp;Benzer bir şekilde Doğu ve Güneydoğu Asya&#8217;nın çoğunda, özel veya kamusal yaşamda 4 sayısını bulmak oldukça zordur.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://yourmileagemayvary.net/wp-content/uploads/2019/07/Screen-Shot-2019-07-08-at-4.44.45-PM.png" alt=""/><figcaption>13 sayısı olmayan asansör düğmeleri</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://pbs.twimg.com/media/CYpwsNlUQAE3ssV.jpg" alt=""/><figcaption>13 yerine 12A, 4 yerine 3A yazılı asansör düğmeleri</figcaption></figure>



<p>Son olarak, tarot okumasında, 13 sayısı ölüm kartıdır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://i.pinimg.com/originals/cb/be/f8/cbbef85e46641449d498688aefbbb7a9.jpg" alt=""/></figure></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/psikoloji/2171/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihteki En Etkili 25 Psikolojik Deney</title>
		<link>https://meraklikedim.com/deneyler/1906/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/deneyler/1906/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 16:49:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Deneyler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[araba çarpışma testi]]></category>
		<category><![CDATA[asch uyum çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel uyumsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[bobo doll]]></category>
		<category><![CDATA[bobo oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[bölünmüş sınıf deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[canavar çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[fantz izleme deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[görünmez goril]]></category>
		<category><![CDATA[halo etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[hawthorne etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitty genovese]]></category>
		<category><![CDATA[küçük albert]]></category>
		<category><![CDATA[metrodaki kemancı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenilmiş çaresizlik]]></category>
		<category><![CDATA[pavlovun köpeği]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Zimbardo]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji deneyleri]]></category>
		<category><![CDATA[sahte anne deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[schacter ve singer deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[sihirli sayı yedi]]></category>
		<category><![CDATA[soyguncular mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[stanford hapishanesi]]></category>
		<category><![CDATA[stanley milgram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=1906</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji birçok küçük uzmanlık alanlarından oluşan çok geniş bir alandır. Bu uzmanlık alanlarının her biri, tüm dünyada psikologların ilgi alanlarına ait teorileri ve hipotezleri kanıtlamak veya çürütmek için tasarlanmış araştırma çalışmaları ile yıllar içinde güçlendirilmiştir. Her yıl psikolojinin birçok uzmanlık alanında binlerce çalışma tamamlanırken, yıllar boyunca toplumda bir bütün olarak kalıcı bir etkiye sahip olan bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Psikoloji birçok küçük uzmanlık alanlarından oluşan çok geniş bir alandır. Bu uzmanlık alanlarının her biri, tüm dünyada psikologların ilgi alanlarına ait teorileri ve hipotezleri kanıtlamak veya çürütmek için tasarlanmış araştırma çalışmaları ile yıllar içinde güçlendirilmiştir.</p>



<p>Her yıl psikolojinin birçok uzmanlık alanında binlerce çalışma tamamlanırken, yıllar boyunca toplumda bir bütün olarak kalıcı bir etkiye sahip olan bir avuç çalışma iz bırakıyor. Bunlardan bazıları, etik ve pratik yönergelerin sınırları dahilinde, dürüst bir şekilde yürütülmektedir. </p>



<p>Diğerleri ise alanlarının sınırlarını zorlayarak bu güne kadar devam eden tartışmalara neden oldu. Ve yine de bunlar gerçek psikolojik deneyler olarak tasarlanmamış olsa da, teorileri kanıtlamak veya çürütmek için topluluğa yol göstericilik yapmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">1. Bölünmüş Sınıf (A Class Divided)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://images.squarespace-cdn.com/content/v1/5aed45357e3c3a85a9cc4687/1527372091580-BMQFLFRNTTZW9JKBTV75/ke17ZwdGBToddI8pDm48kMjknoEHwaq2hBF3yrb2HRV7gQa3H78H3Y0txjaiv_0fDoOvxcdMmMKkDsyUqMSsMWxHk725yiiHCCLfrh8O1z4YTzHvnKhyp6Da-NYroOW3ZGjoBKy3azqku80C789l0geeCvn1f36QDdcifB7yxGiXEuqY486Bx8LEQvr0fapIJWBUpOoWX3k3xE2w5Anr0w/eye+of+the+storm.jpg?format=2500w" alt=""/><figcaption><em><strong>Bir Iowa sınıfında 1968 yılında yapılan çalışma</strong></em></figcaption></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Jane Elliott</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1968 yılı Iowa</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> Jane Elliott&#8217;un ünlü deneyi, Dr. Martin Luther King Jr.&#8217;ın suikastı ve önderlik ettiği ilham verici yaşamdan ilham almıştır. Üçüncü sınıf öğretmeni öğrencilerinin ırkçılık ve ön yargının etkilerini anlamalarına yardımcı olmak için bir egzersiz geliştirmiştir.</p>



<p>Elliott sınıfını iki ayrı gruba ayırdı: mavi gözlü öğrenciler ve kahverengi gözlü öğrenciler. İlk gün mavi gözlü grubu üstün grup olarak etiketledi ve bu noktadan sonra ekstra ayrıcalıklar verdi, kahverengi gözlü çocukları ise azınlık grubunu temsil etmekteydi. Grupların etkileşim kurmalarını engelledi ve azınlık grubundaki çocukların olumsuz özelliklerini vurgulamak için üstün gruptan öğrenciler görevlendirdi. Bu egzersizin gösterdiği, çocukların davranışlarının neredeyse anında değişmesiydi. Mavi gözlü öğrenci grubu akademik olarak daha iyi performans gösterdi ve hatta kahverengi gözlü sınıf arkadaşlarına zorbalık yapmaya başladı. </p>



<p>Kahverengi gözlü grup daha az öz güven ve daha kötü akademik performans yaşadı. Ertesi gün iki grubun rollerini tersine çevirdi ve mavi gözlü öğrenciler azınlık grubu oldu. </p>



<p>Deneyin sonunda, çocuklar o kadar rahatlamışlardı ki, birbirlerini kucakladıkları rapor edildi ve insanların dış görünüşlere dayanarak yargılanmamaları konusunda anlaştılar.&nbsp;Bu egzersiz o zamandan beri benzer sonuçlarla birçok kez tekrarlandı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2. Asch Uygunluk Çalışması (Asch Conformity Study)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d3/Asch_experiment.svg/540px-Asch_experiment.svg.png" alt="" width="374" height="307"/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Dr. Solomon Asch</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1951 yılı Swarthmore College</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Dr. Solomon Asch, bir kişinin baskı altındayken bir standarda uyma olasılığını değerlendirmek için tasarlanmış çığır açan bir çalışma yürüttü.</p>



<p>Bir grup katılımcıya çeşitli uzunluklarda çizgiler içeren resimler gösterildi ve daha sonra basit bir soru soruldu: Hangisi en uzun çizgi?&nbsp;Bu çalışmanın zor kısmı, her grupta sadece bir kişinin gerçek bir katılımcı olmasıydı.&nbsp;</p>



<p>Diğerleri senaryosu olan aktörlerdi.&nbsp;Oyuncuların çoğuna yanlış cevap vermeleri söylendi.&nbsp;Garip bir şekilde, tek gerçek katılımcı neredeyse her zaman çoğunluk ile anlaştı, ancak yanlış cevap verdiklerini biliyorlardı.</p>



<p>Bu çalışmanın sonuçları, gruplar halinde bireyler arasındaki sosyal etkileşimleri incelediğimizde önemlidir. Bu çalışma, birçoğumuzun grup durumlarında bir standarda uyma deneyiminin ünlü bir örneğidir ve insanların çoğu zaman doğru olmaktan daha çok diğerleriyle aynı fikirde olmayı önemsediğini göstermiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3. Bobo Oyuncak Deneyi (Bobo Doll Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://ambikasosale.files.wordpress.com/2016/01/experiment-observational-learning-dengan-bobo-doll-oleh-albert-bandura.jpg?w=663" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Dr. Alburt Bandura</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1961-1963 yılları arasında Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1960&#8217;ların başında, genetik, çevresel faktörler ve sosyal öğrenmenin çocuğun gelişimini şekillendirme yöntemleri hakkında büyük bir tartışma başladı.&nbsp;Bu tartışma hala devam etmekte olup, Doğaya Karşı Büyüme Tartışması olarak adlandırılmaktadır.&nbsp;Albert Bandura, insan davranışının kalıtsal genetik faktörlerden ziyade sosyal taklite dayandığını kanıtlamak için Bobo Oyuncak Deneyini gerçekleştirdi.</p>



<p>Çığır açan çalışmasında katılımcıları üç gruba ayırdı: biri Bobo oyuncağına (hacıyatmaz) karşı agresif davranış gösteren bir yetişkinin videosuna maruz kaldı; bir diğeri Bobo oyuncağıyla oynayan pasif bir yetişkinin videosuna maruz kaldı; üçüncüsü ise bir kontrol grubunu oluşturdu. </p>



<p>Çocuklar kendilerine atanan videoları izlediler ve daha sonra videoda gördükleri oyuncakla aynı odaya konuldular. </p>



<p>Araştırmacının bulduğu, saldırgan modele maruz kalan çocukların oyuncağa karşı saldırgan davranış sergilemelerinin daha olası olduğu, diğer grupların ise çok az taklit edici saldırgan davranış gösterdiği idi.&nbsp;Agresif modele maruz kalan çocuklar için, erkekler tarafından gösterilen türevsel fiziksel saldırganlık sayısı 38.2, kızlar içinse 12.7&#8217;dir.</p>



<p>Çalışma, erkeklerin saldırgan erkek modellerine maruz kaldıklarında, erkeklerin saldırgan kadın modellerine maruz kaldıklarından daha fazla saldırganlık sergilediklerini göstermiştir. Kızların sonuçları benzer bulgular gösterirken, sonuçlar daha az sertti. Agresif kadın modellerine maruz kaldıklarında, kızların daha fazla saldırganlık gösterdiği tespit edilmiştir. Cinsiyet farklılıklarına ilişkin sonuçlar, Bandura&#8217;nın çocukların aynı cinsiyet modellerinden daha fazla etkileneceği yönündeki ikincil tahminini güçlü bir şekilde desteklemiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4. Araba Çarpışma Deneyi (Car Crash Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://i1.wp.com/www.themantic-education.com/ibpsych/wp-content/uploads/sites/3/2019/02/bigstock-Car-Crashed-23234495.jpg?fit=3200%2C1800&amp;ssl=1" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Elizabeth Loftus ve John Palmer</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1974 yılında California Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> Loftus ve Palmer, anıları aldatmanın nasıl olabileceğini kanıtlamak için yola çıkmıştır. Otomobil Çarpışma Deneyi, belirli bir şekilde ifade edilen soruların, belirli bir olayla ilgili anılarını çevirerek katılımcının geri çağırma işlemini etkileyip etkilemeyeceğini değerlendirmek için tasarlanmıştır.</p>



<p>Katılımcılardan birine trafik kazası kaydı izletildi ve olay yerinde görgü tanıklarıymış gibi neler olduğunu anlatmaları istendi. Katılımcılar iki gruba ayrıldı ve her grup “çarpışma anında arabayı ne kadar hızlı sürüyordu?” ve &#8220;araba diğer arabaya çarptığında ne kadar hızlı gidiyordu?&#8221; gibi farklı ifadeler kullanılarak sorgulandı. Deney, farklı fiillerin kullanılmasının, katılımcıların kaza anılarını etkilediğini ve hafızanın kolayca bozulabileceğini gösterdi.</p>



<p>Bu araştırma, hafızanın sorgulama tekniği ile kolayca manipüle edilebileceğini, yani olaydan sonra toplanan bilgilerin yanlış hatırlama veya rekonstrüktif hafızaya neden olan orijinal hafıza ile birleştirilebileceğini göstermektedir. </p>



<p>Bir olayın anısına yanlış ayrıntıların eklenmesine konfabülasyon denir. Bu kavram, görgü tanıklarının polis görüşmelerinde kullanılan sorular için çok önemli çıkarımlara sahiptir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">5. Bilişsel Uyumsuzluk Deneyi (Cognitive Dissonance Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://1.bp.blogspot.com/-EgD2pZ0YBdQ/XFDELfCb5dI/AAAAAAAAACw/L_BdlpkDoww1TyRSsIMJk0DJfAgE_ESlQCLcBGAs/s1600/bili%25C5%259Fsel-uyumsuzluk-teorisi-ve-%25C3%25B6rnekleri.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Leon Festinger ve James Carlsmith</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1957 yılı Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Bilişsel uyumsuzluk kavramı çelişkili tutum, inanç veya davranışları içeren bir durumu ifade eder.&nbsp;Bu çatışma, rahatsızlığı en aza indirgemek veya ortadan kaldırmak ve dengeyi yeniden sağlamak için tutum, inanç veya davranışlardan birinde bir değişikliğe yol açan doğal bir rahatsızlık hissi üretir.</p>



<p>Bilişsel uyumsuzluk ilk olarak, dünyanın bir sel tarafından yok edileceğine inanan bir kültün gözlemsel bir çalışmasından sonra Leon Festinger tarafından araştırıldı. Bu çalışmadan, Festinger ve Carlsmith tarafından gerçekleştirilen, katılımcılardan bir dizi sıkıcı görev (bir peg panosundaki mandalları bir saat boyunca çevirmek gibi) gerçekleştirmeleri istendiğinde ilginç bir deney ortaya çıktı. Katılımcıların bu göreve yönelik ilk tutumları oldukça olumsuzdu. Daha sonra lobide bekleyen katılımcılara görevlerin gerçekten ilginç olduğunu söylemesi için 1 $ veya 20 $ ödendi. </p>



<p>Katılımcıların neredeyse tamamı bekleme odasına girmeyi ve bir sonraki katılımcıyı sıkıcı deneyin eğlenceli olacağı konusunda ikna etmeyi kabul etti.&nbsp;Katılımcılardan daha sonra deneyi değerlendirmeleri istendiğinde, sadece 1 $ ödenen katılımcılar, sıkıcı görevi yalan söylemek için 20 $ ödenen katılımcılardan daha eğlenceli olarak değerlendirdi.&nbsp;Sadece 1 $ ödenmesi yalan söylemek için yeterli bir teşvik değildir ve bu yüzden 1 $ ödenenler uyumsuzluk yaşadı.&nbsp;Ancak, görevlerin gerçekten ilginç ve eğlenceli olduğuna inanarak bu uyumsuzluğun üstesinden gelebildiler.&nbsp;20 $ ödenmesi mandalları çevirmek için bir neden sağlar ve bu nedenle uyumsuzluk yoktur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">6. Fantz&#8217;ın İzleme Deneyi (Fantz’s Looking Chamber)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://methods.sagepub.com/images/virtual/developmental-research-methods/image27.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Robert L. Fantz</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1961 yılı Illinois Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Robert L. Fantz tarafından yapılan çalışma, bebek gelişimi ve vizyonu alanında en basit, ancak en önemlilerinden birisidir.&nbsp;1961&#8217;de, bu deney yapıldığında, bir bebeğin zihninde olup biteni incelemenin çok az yolu vardı.&nbsp;Fantz, bu bulmacayı anlamanın en iyi yolunun sadece bebeklerin eylemlerini ve tepkilerini izlemek olduğunu fark etti.&nbsp;İnsanların yakınında ilgi çekici bir şey varsa, genellikle buna baktıklarının temel faktörünü anladı.</p>



<p>Bu konsepti test etmek için Fantz, iki resim eklenmiş bir ekran kurdu. Birinde bir boğa gözü, diğerinde bir insan yüzünün taslağı vardı.&nbsp;Bu tahta, bir bebeğin altına güvenli bir şekilde uzanıp her iki görüntüyü görebileceği bir odaya asıldı.&nbsp;Sonra, bebeğin neye baktığını izlemek için tahtanın arkasından bebeğin onu göremeyeceği bir delikten baktı.&nbsp;Bu çalışma, iki aylık bir bebeğin insan yüzüne boğa gözünden iki kat daha fazla baktığını gösterdi.&nbsp;Bu, insan bebeklerinin bazı desen ve form seçimi güçlerine sahip olduğunu göstermektedir.&nbsp;Bu deneyden önce bebeklerin çok az mantıklı olabilecekleri kaotik bir dünyaya baktığı düşünülüyordu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">7. Hawthorne Etkisi (Hawthorne Effect)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://static.boredpanda.com/blog/wp-content/uploads/2017/11/psychology-behaviour-experiments-5a017dd88ffc7__700.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Henry A. Landsberger</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1955 yılı Illinois, Chicago&#8217;daki Hawthorne Works</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Hawthorne Etkisi, Henry Landsberger tarafından yürütülen 1955 tarihli bir çalışmanın ismidir.&nbsp;Bu etki, bir deneydeki insan deneklerin davranışlarını sadece çalışdıkları için değiştirdikleri basit bir öncüldür.</p>



<p>Landsberger, 1924-1932 yılları arasında Elton Mayo tarafından Chicago yakınlarındaki Hawthorne Works&#8217;te gerçekleştirilen deneylerden verileri analiz ederek çalışmayı gerçekleştirdi. Şirket, bir binadaki ışık seviyesinin işçilerin verimliliğini değiştirip değiştirmediğini değerlendirmek için çalışmalar başlattı. Mayo&#8217;nun bulduğu, işçiler, ışık miktarı düşük bir seviyeden yüksek bir seviyeye geçtiğinde ya da tam tersi olduğunda üretimlerini arttırdıkça, ışık seviyesinin verimlilikte hiçbir fark yaratmadığıydı. Araştırmacılar, herhangi bir değişken manipüle edildiğinde işçilerin verimlilik düzeyinin artma eğiliminde olduğunu fark ettiler. </p>



<p>Çalışma, işçilerin gözlem altında olduklarının farkında oldukları için üretimin basitçe değiştiğini gösterdi. İşçiler seçilmekten memnun oldukları için önemli hissettiler ve sonuç olarak verimlilik arttı. Değişen aydınlatma seviyeleri veya denedikleri diğer faktörler değil, seçilmek ve önemli hissetmek artan üretkenliği belirleyen faktördü. </p>



<p>Hawthorne Etkisi, psikoloji ve ötesindeki herhangi bir deneyin tasarımını ortadan kaldırmak veya hesaba katmak için en zor dahili ön yargılardan biri haline geldi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">8. Kitty Genovese Vakası (Kitty Genovese Case)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://images.squarespace-cdn.com/content/v1/5807f8c020099eb094d839e7/1509220844549-GNQNKX47110FO6B8FWQK/ke17ZwdGBToddI8pDm48kHv9gyf6cuCQq9-yve3OMwoUqsxRUqqbr1mOJYKfIPR7LoDQ9mXPOjoJoqy81S2I8N_N4V1vUb5AoIIIbLZhVYxCRW4BPu10St3TBAUQYVKc9L8-SXsJr89_iqY1eAFB3ilvRnIcpr1Ss7m0RRQpuurEle7RFatKkNFQKW3X1CHZ/Kitty.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: New York Polis Gücü</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1964 yılı New York</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Kitty Genovese cinayet davası asla psikolojik bir deney olarak tasarlanmamıştır, ancak bu alan için ciddi sonuçlar doğurmuştur.</p>



<p>Bir New York Times makalesine göre, neredeyse kırk komşu Kitty Genovese&#8217;nin 1964&#8217;te New York&#8217;un Queens kentinde vahşice saldırıya uğraması ve öldürülmesi olayına tanıklık ettiler, ancak hiçbir komşu polisi aramadı.&nbsp;Bazı raporlar saldırganın olay yerinden ayrıldığını ve daha sonra yarım kalan işini tamamlamak için geri döndüğünü belirtiyor.&nbsp;Daha sonra bu gerçeklerin çoğunun abartıldığı ortaya çıktı (sadece bir düzine tanık ve kayıtlar, bazı polis çağrılarının yapıldığını gösteriyor).</p>



<p>Bu davayı daha sonra meşhur eden şey ise “Bystander Etkisi” etkisi olarak bilinen; sosyal bir durumda ne kadar çok insan mevcutsa, birilerinin eyleme geçip yardım etmesi bir o kadar azdır.&nbsp;Bu etki tıp, psikoloji ve diğer birçok alanda değişikliğe yol açmıştır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">9. Öğrenilmiş Çaresizlik Deneyi (Learned Helplessness Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://deneyizm.com/wp-content/uploads/2018/07/s-ad381a6370771d6741b55490f6cfa653075e04cc.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Martin Seligman</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1967 yılı Pennsylvania Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1965 yılında Martin Seligman ve meslektaşları, bir hayvanın ya da insanın bir şeyi başka bir şeyle ilişkilendirme süreci olan klasik koşullandırma üzerine araştırmalar yürütüyorlardı.</p>



<p>Seligman&#8217;ın deneyi bir zilin çalmasını ve ardından bir köpeğe hafif bir şok verilmesini içeriyordu. Birkaç eşleşmeden sonra, köpek şoktan önce bile tepki gösterdi: köpek zili duyduğu anda, şok olmuş gibi tepki gösterdi. Bu çalışma sırasında beklenmedik bir şey oldu. Her köpek, alçak bir çitle ortadan bölünmüş büyük bir sandığa yerleştirildi ve köpek çitin üzerinden kolayca görüp atlayabilirdi. Çitin bir tarafındaki zemin elektrikliydi, ancak çitin diğer tarafındaki değildi. </p>



<p>Seligman her köpeği elektrikli tarafa yerleştirdi ve hafif bir şok verdi.  Köpeğin çitin şok edici olmayan tarafına atlamasını bekledi. Beklenmedik bir şekilde, köpekler yer değiştirmediler. Elde edilen hipotez, köpekler deneyin ilk bölümünden şoklardan kaçınmak için yapabilecekleri bir şey olmadığını öğrendikçe deneyin ikinci bölümünde eylemsiz kalmalarıydı. Bu hipotezi kanıtlamak için, deneyciler yeni bir hayvan seti getirdi ve deneyde geçmişi olmayan köpeklerin çitin üzerinden atladığını gördüler.</p>



<p>Bu durum, bir insanın veya hayvanın olumsuz bir durumdan çıkmaya çalışmadığı öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlandı; çünkü geçmiş onlara çaresiz olduklarını öğretti.</p>



<h3 class="wp-block-heading">10. Küçük Albert Deneyi (Little Albert Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://miro.medium.com/max/3212/1*hj6yvosUFQH1TsjFz70ICw.jpeg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: John B. Watson ve Rosalie Rayner</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1920 yılı Johns Hopkins Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> Küçük Albert deneyi, tüm zamanların en etik dışı psikolojik deneyleri arasında kabul edilir. Deney 1920&#8217;de Johns Hopkins Üniversitesi&#8217;nden John Watson ve Rosalie Rayner tarafından gerçekleştirildi. Hipotez, bir dizi eşleşme yoluyla, dokuz aylık bir çocuğu irrasyonel bir korku geliştirmeye şartlandırabilmeleriydi.</p>



<p>Deney, başlangıçta hayvandan korkmayan bebeğin önüne beyaz bir sıçan yerleştirerek başladı. Watson, daha sonra küçük Albert&#8217;e sıçan gösterildiğinde bir çekiçle çelik bir çubuğa vurarak yüksek bir ses çıkardı. Birkaç eşleşmeden sonra (gürültü ve beyaz sıçanın sunumu), çocuk ağlamaya başladı ve sıçan odada her göründüğünde korku belirtileri sergiledi. Watson ayrıca Albert hepsinden korkana kadar diğer yaygın hayvan ve nesnelerle (tavşan, Noel Baba sakal vb.) benzer şartlandırılmış refleksler yarattı.</p>



<p>Bu çalışma klasik koşullanmanın insanlar üzerinde çalıştığını kanıtladı.&nbsp;Bu bulgunun en önemli sonuçlarından biri, yetişkinlik dönemi korkularının sıklıkla erken çocukluk deneyimleriyle bağlantılı olmasıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">11. Sihirli Sayı Yedi (Magical Number Seven)</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://psikolig.com/wp-content/uploads/2018/02/magical-number-seven-experiment.png" alt=""/></figure>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: George A. Miller</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1956 yılı Princeton Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:  </strong> Sıklıkla <strong>“</strong> Miller Yasası <strong>”</strong> olarak adlandırılan Sihirli Sayı Yedi deneyi, ortalama bir insanın çalışma belleğinde tutabileceği nesne sayısının 7 ± 2 olduğunu ifade eder. Bunun anlamı, insan bellek kapasitesinin tipik olarak 5-9 arasında sözcük ve kavram dizeleri içermesidir. Bilgi işleme kapasitesinin sınırları hakkındaki bu bilgi, psikolojide en çok atıf yapılan makalelerden biri haline gelmiştir.</p>



<p>Sihirli Sayı Yedi Deneyi, 1956 yılında Princeton Üniversitesi Psikoloji Bölümü&#8217;nden bilişsel psikolog George A. Miller tarafından yayınlandı.  Makalede Miller, tek boyutlu mutlak muhakemenin sınırları ile kısa süreli hafızanın sınırları arasındaki uyumu tartıştı. Tek boyutlu mutlak muhakeme görevinde, bir kişiye bir boyuta ve her bir uyarana karşılık gelen bir yanıtla (daha önce öğrenilen) yanıt veren bir dizi uyaran sunulur. Performans beş veya altı farklı uyarana kadar neredeyse mükemmeldir, ancak farklı uyaranların sayısı arttıkça düşer. Bu, bir insanın tek boyutlu mutlak yargılamadaki maksimum performansının, yaklaşık 2 ila 3 bitlik maksimum kapasiteye sahip, dört ila sekiz alternatifi ayırt edebilen bir bilgi deposu olarak tanımlanabileceği anlamına gelir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">12. Pavlov&#8217;un Köpek Deneyi (Pavlov’s Dog Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://xyazar.com/wp-content/uploads/2018/07/pavlovun-kopegi-nedir.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Ivan Pavlov</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1890&#8217;larda Rusya St.Petersburg&#8217;daki Askeri Tıp Akademisi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> Pavlov&#8217;un köpeklerle yaptığı deneyler tüm psikoloji alanındaki en önemli deneylerdendir. Koşullama ile ilgili bulguları yepyeni bir psikolojik çalışma dalına yol açmıştır.</p>



<p>Pavlov, bir köpeğin öğrenmesi gerekmeyen bazı şeyler olduğu şeklinde basit bir fikirle başladı.&nbsp;Çalışmasına özgü olarak, köpeklerin yiyecek gördüklerinde tükürük salgılamayı öğrenmediğini gözlemledi.&nbsp;Bu refleks köpekte öğrenmeyi gerektirmeyen koşulsuz bir yanıttır.&nbsp;Pavlov, bir köpeğe bir kase yiyecek sunarak ve daha sonra tükürük salgılarını ölçerek hayvanda koşulsuz yanıtların olduğunu belirtir.&nbsp;Deneyde Pavlov nötr uyaranı olarak bir çan kullanır (yani herhangi bir doğuştan gelen tepki ortaya çıkarmaz).&nbsp;Ne zaman köpeklerine yiyecek verirse zili de çalar.&nbsp;Bu prosedürün birkaç kez tekrarlanmasından sonra sadece zili çalar.&nbsp;Bulduğu şey, zilin tek başına tükürükte bir artışa neden olmasıdır.&nbsp;Köpek zili ve yemeği ilişkilendirmeyi öğrenmişti ve bu öğrenme yeni bir davranış yaratmıştı, köpek zili duyduğunda tükürük salgılıyordu.&nbsp;Bu yanıt öğrenildiği (veya koşullandırıldığı) için buna koşullu yanıt denir.&nbsp;Nötr uyaran, koşullu bir uyaran haline gelmiştir.</p>



<p>Bu teori, klasik koşullama (deneyci ve psikolog John Watson tarafından daha da geliştirilmiştir) olarak bilinir ve zaten belirli bir yanıtı (yani bir refleksi) yeni (koşullu) bir uyaranla getiren koşulsuz bir uyaranla ilişkilendirmeyi öğrenmeyi içerir, böylece yeni uyaran aynı cevabı getirir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">13. Soyguncular Mağarası Deneyi (Robbers Cave Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://deadseriousness.com/wp-content/uploads/2017/08/lord-of-the-flies.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Muzafer ve Carolyn Sherif</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1954 yılı Oklahoma Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Grup çatışmasını inceleyen bu deney, çoğu kişi tarafından etik olarak kabul edilen çizgilerinin dışındadır.</p>



<p>1954&#8217;te Oklahoma Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar, benzer geçmişe sahip 22 tane 11-12 yaşındaki çocuğu iki gruba ayırdı.&nbsp;İki grup, bir yaz kampı tesisinin sosyal birimler olarak bağlanabilecekleri ayrı alanlara alındı.&nbsp;Gruplar ayrı kabinlere yerleştirildi ve hiçbir grup diğerinin varlığını bir hafta boyunca bilmedi.&nbsp;Çocuklar o sırada kabin arkadaşlarıyla bağ kurdular.&nbsp;İki grubun temas kurmasına izin verildikten sonra, sosyal gruplarını geliştirmek için çok kısa bir süre verilmiş olmalarına rağmen, birbirlerine karşı kesin ön yargı ve düşmanlık işaretleri gösterdiler.&nbsp;</p>



<p>Gruplar arasındaki çatışmayı arttırmak için, deneyciler bir dizi aktivitede birbirleriyle rekabet etmelerini sağladı. Bu daha da düşmanlık yarattı ve sonunda gruplar aynı odada yemek yemeyi reddetti. Deneyin son aşaması, rakip grupların arkadaşlara dönüştürülmesini içeriyordu. Deneycilerin havai fişek fırlatmak ve film izlemek gibi planladığı eğlenceli aktiviteler başlangıçta işe yaramadı, bu nedenle iki grubun birlikte çalışmak zorunda kaldığı ekip çalışması egzersizleri oluşturdular. Deneyin sonunda, çocuklar aynı otobüse binmeye karar vererek çatışmanın çözülebileceğini ve iş birliği yoluyla ön yargıların üstesinden gelebileceğini gösterdiler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">14. Ross&#8217;un Yanlış Ortaklık Etkisi Çalışması (Ross’ False Consensus Effect Study)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://cdn.vox-cdn.com/thumbor/kVyyItohFXnZ2WWeWFEpltDxq0c=/0x0:1757x1140/1200x0/filters:focal(0x0:1757x1140):no_upscale()/cdn.vox-cdn.com/uploads/chorus_asset/file/7447805/happiness_elex5.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Lee Ross</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1977 yılı Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1977&#8217;de Stanford Üniversitesi sosyal psikologu Lee Ross, özellikle başkalarının davranışlarını yanlış anlama söz konusu olduğunda, insan karar verme sürecindeki ön yargılar hakkında daha fazla bilgi edinmek istedi.</p>



<p>Bunu anlamak için iki deney yaptı.</p>



<p>İlk deneyde katılımcılara belirli bir çatışma hakkında bilgi verildi, daha sonra bu sorunu çözmenin iki yolu olduğu söylendi.&nbsp;Onlara üç görev verildi:</p>



<p>• İlk olarak, başkalarının hangi seçeneği seçmesini beklediklerini tahmin edin.</p>



<p>• İkincisi, hangi seçeneği seçeceklerini belirtin.</p>



<p>• Son olarak, her iki seçeneği de ne tür bir kişinin seçeceğini açıklayın.</p>



<p>Sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı:</p>



<p>Çoğu insan, hangi seçeneği seçtiklerine bakılmaksızın, başkalarının kendilerine benzer bir şey seçmesini bekledi ve tam tersini seçecek insan türlerini tanımlarken, kişiliklerini aşırı dille tarif ettiler.&nbsp;Sonuçları toplayan Ross, bu tanımları, farklı seçenleri anormal olarak tanımlayan çoğu konuyu sonuçlandırarak genelleştirdi.</p>



<p>Güçlü çıkarım: Bizimle aynı fikirde olmayanlarda yanlış bir şeyler olduğunu varsayıyoruz.</p>



<p>İkinci deney bu eğilimi daha da güçlendirdi:</p>



<p>Deneklerden bir sandviç kostümü giyerek 30 dakika boyunca Stanford kampüsü çevresinde yürüyüş yapmaları istendi. Denekler çevredeki insanlara “Joe&#8217;s&#8217;da yiyin.” diyecekti. Ancak, “Joe&#8217;s” diye bir yer yoktu ve öğrencilere bu konuda herhangi bir bilgi verilmedi. Esasen 30 dakika yürümeleri ve aptalca görünmeleri istendi &#8211; ya da öyle miydi? </p>



<p>Hepsine bunu yaparlarsa daha sonra ilginç bir şeyler öğrenecekleri söylendi.&nbsp;Onlara bunu yapmama seçeneği de verildi. Deneklere ayrıca bu deneyde diğer katılımcıların ne seçeceğini düşündükleri soruldu.</p>



<p>İlk deneyde olduğu gibi, çoğunun kendileriyle aynı şeyi seçtiğini düşünürken yüksek bir eğilim vardı.</p>



<p>• Sandviç tahtası giymeyi kabul edenlerin% 62&#8217;si başkalarının da giymeyi kabul edeceğini düşündü.</p>



<p>• Reddetenler arasında,% 33&#8217;ü başkalarının sandviç tahtası giyeceğini düşündü.</p>



<p>Herkesin benzersiz cevapları olmasına rağmen, benzer mantığı yansıtıyordu:</p>



<p>• Sandviç kostümü giyenler, bunu kabul etmeyenleri aptal görünmekten korktukları için eleştirdiler.</p>



<p>• Reddedenler ise kostüm giyenleri gösteriş yapmakla itham ettiler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">15. Schacter ve Singer Deneyi (The Schacter and Singer Experiment on Emotion)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.verywellmind.com/thmb/9AcmHUxzsrPKXcpkguK80AhsD44=/1501x1002/filters:no_upscale():max_bytes(150000):strip_icc()/the-two-factor-theory-of-emotion-2795718-5b841db146e0fb00252a45eb.png" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Stanley Schachter ve Jerome E. Singer</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1962 yılı Columbia Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1962&#8217;de Schachter ve Singer duygu teorilerini kanıtlamak için çığır açan bir deney yaptılar.</p>



<p>Çalışmada, 184 erkek katılımcıdan oluşan bir gruba, artan kalp atışı, titreme ve hızlı nefes alma dahil uyarılmaya neden olan bir hormon olan epinefrin enjekte edildi. Araştırma katılımcılarına, görüşlerini test etmek için yeni bir ilaç enjekte ettikleri söylendi. Birinci grup katılımcıya, ikinci grup katılımcıya katılmadığı takdirde enjeksiyonun yol açabileceği olası yan etkiler bildirilmiştir. Katılımcılar daha sonra başka bir katılımcı olduğunu düşündükleri bir odaya yerleştirildi, ancak katılımcı sandıkları kişi deney ekibinden birisiydi. Bu kişi iki şekilde hareket etti: öforik (aşırı abartılı bir mutluluk) veya öfkeli. Enjeksiyonun etkileri hakkında bilgilendirilmemiş olan katılımcılar, bilgilendirilmiş olanlardan daha mutlu ya da daha kızgın hissettikleri gözlemlendi.</p>



<p>Schachter ve Singer&#8217;ın anlamaya çalıştıkları şey, biliş ya da düşüncelerin insan duygularını etkileme yollarıydı. </p>



<p>Çalışmaları, insanların duygularınızın önemli bir bileşenini oluşturan fizyolojik durumlarını nasıl yorumladıklarının önemini göstermektedir.  Duygusal uyarılma bilişsel teorileri yirmi yıldır egemen olmasına rağmen, iki ana nedenden ötürü eleştirildi: deneyde görülen etkinin büyüklüğü önemli değildi ve diğer araştırmacılar deneyi tekrarlamakta zorlandılar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">16. Seçici Dikkat / Görünmez Goril Deneyi (Selective Attention / Invisible Gorilla Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://en.reseauinternational.net/wp-content/uploads/sites/2/2018/05/gorilla_experiment.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Daniel Simons ve Christopher Chabris</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1999 yılı</strong> <strong>Harvard Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1999 yılında Simons ve Chabris ünlü farkındalık testlerini Harvard Üniversitesi&#8217;nde gerçekleştirdi.</p>



<p>Çalışmaya katılanlardan bir video izlemeleri ve beyaz takımdaki basketbolcular arasında kaç geçiş olduğunu saymaları istendi.&nbsp;Video ılımlı bir hızda hareket ediyor ve geçişleri takip etmek nispeten kolay bir işti.&nbsp;Çoğu insanın sayımları arasında fark etmediği şey, testin ortasında, goril elbisesi giyen bir adamın alanın ortasına yürüyüp durduğu ve daha sonra dışarı çıktığıydı. </p>



<p>Çalışma, deneklerin çoğunun gorili hiç fark etmediğini ve insanların sıklıkla etkin bir şekilde çoklu görev yapabilme yeteneklerini abarttığını kanıtladı.&nbsp;Çalışmanın kanıtlamak için ortaya koyduğu şey, insanlardan bir göreve katılmaları istendiğinde, o öğeye o kadar güçlü odaklanıyorlar ki, diğer önemli ayrıntıları kaçırıyorlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">17. Stanford Hapishane Deneyi (Stanford Prison Study)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.simplypsychology.org/zimbardo-guards.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Philip Zimbardo</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1971 yılı Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Psikoloji alanında en çok atıfta bulunulan deneylerden biri, psikoloji profesörü Philip Zimbardo&#8217;nun tartışmalı bir durumda rol üstlenmeye çalıştığı Stanford Hapishane Deneyi&#8217;dir.</p>



<p>Stanford Hapishane Deneyi, mahkum veya gardiyan rolü atandığında “normal” bireylerin davranışlarını incelemek üzere tasarlanmıştır.&nbsp;</p>



<p>Üniversite öğrencileri deneye katılmak üzere işe alınır ​​ve “gardiyan” ya da “mahkum” rolleri atanır. Zimbardo ise müdür rolünü oynar. Psikoloji bölümü binasının bodrum katı hapishane olarak düzenlenir. Mümkün olduğunca gerçekçi görünmesi ve hissetmesi için büyük özen gösterilir. </p>



<p>Hapishane gardiyanlarına iki hafta hapis cezası vermeleri söylenir. Çalışma sırasında mahkumların hiçbirine fiziksel olarak zarar vermemeleri gerekmektedir. Birkaç gün sonra, gardiyanlar mahkumlara karşı sözlü olarak çok kötü muamele gösterir ve mahkumların çoğu itaatkâr bir tutum gösterir. Denemenin kaçınılmaz olarak iptal edilmesi gerekir, çünkü katılımcılardan bazıları zihinsel olarak yıkıcı işaretler göstermiştir.</p>



<p>Deney çok etik olarak yapılmasa da, birçok psikolog bulguların insan davranışının ne kadar durumsal olduğunu gösterdiğine ve koşulların doğru olması durumunda insanların belirli rollere uyacağına inanmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">18. Stanley Milgram Deneyi (Stanley Milgram Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://psmag.com/.image/t_share/MTI3NTgxOTY0MzM2NDcwNDk0/essays-culture-1.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Stanley Milgram</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1961 yılı Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Yale Üniversitesi psikoloğu Stanley Milgram tarafından yürütülen çalışma, ahlaklarıyla çelişen eylemler gerçekleştirmeleri istendiğinde insanların otorite figürlerine uyma istekliliğini ölçmek için tasarlanmıştır.&nbsp;Çalışma, insanların yaşamın erken dönemlerinde otorite figürlerinden doğal olarak yön alacağı öncülüne dayanıyordu.</p>



<p>Katılımcılara hafıza üzerine bir çalışmaya katıldıkları söylendi. Başka bir kişiden (aslında bir aktör olan) bir hafıza testi yapmasını izlemeleri istendi ve bu kişi her yanlış cevap verdiğinde ona elektrik şoku veren bir düğmeye basmaları istendi (aktör aslında şokları almadı, ama alıyor gibi davrandı) Katılımcılara “öğretmen” rolünü oynaması ve her seferinde bir soruyu yanlış cevapladıkları zaman farklı bir odada bulunan “öğrenene” elektrik şoku uygulaması söylendi. Deneyciler katılımcılardan şokları artırmaya devam etmelerini istedi ve hafıza testini tamamlayan kişi büyük bir acı içinde görünse de çoğu itaat etti. İlk başta itiraz etmelerine rağmen birçok katılımcı otorite figürü onları teşvik ettiğinde denemeye yani karşı taraf yanlış cevap verdiğinde elektrik şoku vermeye devam etti.</p>



<p>Bu deney, insanların otoriteye uymak için şartlandığını ve genellikle doğal ahlaklarına veya sağduyularına rağmen bile bunu yapacaklarını göstermiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">19. Sahte Anne Deneyi (Surrogate Mother Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://media.sciencephoto.com/image/c0264304/800wm" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Harry Harlow</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1957-1963 yılları Wisconsin Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Harry Harlow, 1950&#8217;lerin sonunda ve 1960&#8217;ların başında bir dizi tartışmalı deneyde, annenin sağlıklı çocukluk gelişimine olan sevgisinin önemini inceledi.</p>



<p>Bunu yapmak için bebek  maymunları doğumdan birkaç saat sonra annelerinden ayırdı ve iki “sahte anne” tarafından yetiştirilmelerini sağladı. Bunlardan biri yiyecek olan telden yapılmış bir düzenek; diğeri ise yiyecek olmayan yumuşak havlu kumaşla kaplı bir düzenekti. Literatürde kabul görmüş teorilere göre yavrular süt verebilen anneyi kendi anneleri gibi görmeliydi, ne de olsa anne-bebek bağı açlık-susuzluk dürtüsünden kaynaklanan bir ihtiyaçtan doğuyordu. </p>



<p>Araştırmacının bulduğu şey, bebek maymunların kumaş anneyle tel anneden çok daha fazla zaman geçirmesi, böylece çocukluğun gelişimi söz konusu olduğunda şefkatin yaşamadan daha büyük bir rol oynadığını kanıtlamaktı.&nbsp;Ayrıca yumuşak anneye sarılmak için daha fazla zaman harcayan maymunların daha sağlıklı olduklarını keşfettiler. Yavru maymun süt veren sahte anne ile bağ kuramayacak kadar kısa süre yakınlık kurdu, çünkü uyumak için ya da sadece kucağına oturmak için kumaştan yapılma sahte anneye sokuldular.</p>



<p>Bu deney, fiziksel beden temasıyla gösterildiği gibi, sevginin ebeveyn-çocuk bağının temel ihtiyaçların sağlanmasından daha önemli bir yönü olduğunu göstermiştir.&nbsp;Bu bulgular ayrıca anne beslenmenin kaynağı olduğunda babalar ve bebekleri arasındaki bağ üzerinde de etkileri olmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">20. İyi Samiriyeli Deneyi (The Good Samaritan Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://2.bp.blogspot.com/-tyRNikQ1ZFk/XG1wI1BZiJI/AAAAAAAAA90/j3BwZVs3WMchhBm_pj6OYZ1Bk3eu1OTJgCLcBGAs/s640/Good-samaratin-Experiment.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: John Darley ve Daniel Batson</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1973 yılında Princeton İlahiyat Seminerinde (Araştırmacılar Princeton Üniversitesi&#8217;nden) yapılan çalışma</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> 1973 yılında, John Darley ve Daniel Batson tarafından özgecil (kendini değil etrafındakileri düşünen) davranışın altında yatan olası nedenleri araştırmak için bir deney oluşturuldu. </p>



<p>Deney araştırmacıları test etmek istedikleri üç hipotez ortaya koydu:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Din ve daha yüksek ilkeleri düşünen insanlar yardımsever davranış göstermede daha fazla eğimli olmayacaklardır.</li><li>Acele eden insanların yardım etme davranışı gösterme olasılıkları daha az olacaktır.</li><li>Kişisel kazanç için dindar olan insanların yardım etme olasılıkları, gerçekten dindar olanlara göre daha az olasıdır, çünkü yaşamın anlamı hakkında manevi ve kişisel bilgiler edinmek isterler.</li></ul>



<p>Öğrencilere bazı dini konularda eğitim (vaaz) verildi ve ardından bir binadan diğerine seyahat etmeleri söylendi.&nbsp;İki bina arasında yaralanan ve ciddi bir şekilde yardıma muhtaç görünen bir kişi bulunmaktaydı.&nbsp;Test edilen ilk değişken  deneklerden talep edilen aciliyet derecesiydi. Bazılarına acele etmemeleri söylenirken, diğerlerine de hızın çok önemli olduğu bildirildi.</p>



<p>Deneyin sonuçları ilgi çekiciydi. Deneklerin üçte ikisi acelesi olmadığında, yardım etmek için durdu.&nbsp;Acelesi olan deneklerin ise onda biri yardım için harekete geçti. Başkalarına yardım etme konusunda vaaz dinleyenler diğer konularda vaaz dinleyenlerden neredeyse iki kat daha fazla yardımcı oldular. Bireyin düşüncelerinin yardım davranışını belirlemede bir faktör olduğunu gösterdi.&nbsp;Dini inançların sonuçlar üzerinde fazla bir fark yaratmadığı görülmüştür;&nbsp;kişisel kazanç için dindar olmak ya da manevi bir görevin bir parçası olmak, gösterilen yardım davranışı miktarı üzerinde gözle görülür bir etki yaratmadı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">21. Halo Etkisi Deneyi (The Halo Effect Experiment)</h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://i1.wp.com/theinnerdolphin.com/wp-content/uploads/2017/08/photo-1519235624215-85175d5eb36e.jpg?fit=1024%2C683" alt=""/></figure>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Richard E. Nisbett ve Timothy DeCamp Wilson</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1977 yılı Michigan Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Ayrıntıları:</strong>&nbsp;Halo Etkisi&#8217;ne göre insanlar; genellikle fiziksel olarak çekici olan kişileri daha akıllı, arkadaş canlısı ve iyi yargıya sahip olarak varsayar. Teorilerini kanıtlamak için Nisbett ve DeCamp Wilson, insanların Halo Etkisi&#8217;nin doğası hakkında çok az farkında olduklarını ve kişisel yargılarını, çıkarımlarını ve daha karmaşık bir sosyal davranışın üretimini etkilediğini kanıtlamak için bir çalışma oluşturur.</p>



<p>Deneye katılan öğrencilerden videoya kaydedilmiş bir röportajda bir psikoloji eğitmenini değerlendirmeleri istendi.&nbsp;Öğrenciler rastgele iki gruptan birine atandı ve her gruba anadili Fransızca olan bir Belçikalı&#8217;nın İngiliz aksanı ile verdiği iki farklı röportajdan biri gösterildi.&nbsp;İlk videoda eğitmen, öğrencilerinin zekasına ve motivasyonlarına saygılı, öğretme yaklaşımında esnek ve konusu hakkında hevesli bir kişi olarak kendini sundu.&nbsp;İkinci röportajda ise öğrencilere karşı soğuk ve güvensizdi ve öğretim tarzında oldukça katıydı.</p>



<p>Videoları izledikten sonra, deneklerin ve aksanların videoların her iki versiyonunda da aynı kalmasına rağmen, deneklerden hocaya fiziksel görünüm, tutumlar ve aksanları hakkında puan vermeleri istendi. </p>



<p>Deneklerden profesörü “çok beğenme” ile “hiç beğenmeme” arasında değişen 8 puanlık bir ölçekte derecelendirmeleri istendi. Deneklere ayrıca araştırmacıların “öğretmen için beğenilerinin az önce yaptıkları puanları ne kadar etkilediğini” bilmek istedikleri söylendi. Diğer deneklerden az önce puanladıkları özelliklerin öğretmene olan ilgisini ne kadar etkilediğini belirlemeleri istenmiştir.</p>



<p>Ankete yanıt verdikten sonra, katılımcılar video kasetlere ve anket sorularına tepkileri hakkında şaşkına döndüler.&nbsp;Öğrenciler bir öğretim üyesine neden daha yüksek puan verdiklerini bilmiyorlardı.&nbsp;Çoğu, konuşmacıyı söylediği şeyden ne kadar sevdiklerini, bireysel özellikleri hakkındaki değerlendirmelerini hiç etkilemediğini söyledi.&nbsp;Bu çalışma hakkında ilginç olan şey, insanların bu fenomeni anlayabilmesidir, ancak meydana geldiğinde farkında olmamalarıdır.&nbsp;Farkına varmadan insanlar yargıya varırlar ve işaret edildiğinde bile halo etkisi fenomeninin bir ürünü olduğunu inkar edebilirler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">22. Marshmallow Testi (The Marshmallow Test)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://miro.medium.com/max/3840/1*LZ_6kyAZmBCO0Nl-HTQzbg@2x.jpeg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Walter Mischel</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1972 yılı Stanford Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong> Stanford Üniversitesi&#8217;nden Walter Mischel, ertelenmiş tatminin gelecekteki başarının bir göstergesi olup olamayacağını araştırdı.</p>



<p>1972 Marshmallow Deneyi&#8217;nde dört ila altı yaşlarındaki çocuklar, önlerinde masanın üzerine bir masanın üzerine bir lokum yerleştirildiği bir odaya alındı. Çocukların her birini odada yalnız bırakmadan önce, deneyi düzenleyenler, çocuklara 15 dakika içinde döndüklerinde masadaki marshmallow duruyorsa ikinci bir marshmallow vereceklerini söyledi. Her çocuğun ne kadar süre yemeye direndiği kaydedildi. 600 çocuğun az bir kısmı marshmallow&#8217;u hemen yedi ve üçte biri ise ikinci marshmallow&#8217;u bekleyebildi.</p>



<p>Takip çalışmalarında Mischel, memnuniyetini erteleyenlerin yani sabırlı olanların ileride akranlarından önemli ölçüde daha yetkin olduğunu ve daha yüksek SAT puanları aldıklarını, yani bu özelliğin muhtemelen bir insanın ömür boyu sürdürdüğünü buldu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">23. Canavar Çalışması (The Monster Study)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://img-s3.onedio.com/id-57685f35a47796a92cd95c15/rev-0/w-635/listing/f-jpg-webp/s-c2b12a6a7929011c613689f8291c84172a7d4575.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürüten: Wendell Johnson</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1939 yılı Iowa Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Canavar Çalışması, olumlu ve olumsuz konuşma terapisinin çocuklar üzerindeki etkilerini belirlemek için kullanılan etik olmayan yöntemlerden dolayı bu olumsuz unvanı aldı.</p>



<p>Iowa Üniversitesi&#8217;nden Wendell Johnson, bazıları kekeme olan, bazıları kekeme olmayan yirmi iki yetim çocuk seçti. Çocuklar iki gruba ayrıldı ve kekeme çocuklar, konuşma akıcılıklarından ötürü övüldükleri pozitif konuşma terapisine yerleştirildi. Kekeme olmayanlar ise yaptıkları gramer hatalarından dolayı küçümsendikleri negatif konuşma terapisine yerleştirildiler. </p>



<p>Deney sonucunda, negatif konuşma terapisi alan çocukların bir kısmı psikolojik etkiler yaşadı ve hayatlarının geri kalanı boyunca konuşma problemlerini korudu. Bu da eğitimdeki olumlu takviyenin önemine örnek teşkil etti.</p>



<p>Çalışmanın ilk amacı olumlu ve olumsuz konuşma terapisini araştırmak olsa da, bu sonuç küçük çocuklar için öğretim yöntemlerine daha fazla dokunmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">24. Metrodaki Kemancı Deneyi (Violinist at the Metro Experiment)</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.washingtonpost.com/resizer/gcLhuFhJ2VFRXpEhmosvr_vC8xs=/767x0/smart/arc-anglerfish-washpost-prod-washpost.s3.amazonaws.com/public/6LLMMVVHEI6ANLPNKDPOMVX2G4.jpg" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Yer ve Zaman: 2007&#8217;de Washington DC Metro Tren İstasyonunda Gerçekleştirilen Çalışma</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;Washington Post personeli tarafından gözlemci insanların çevrelerinde neler olup bittiğini test etmek için ilginç bir çalışma yapıldı.</p>



<p>Çalışma sırasında yayalar, metro durağına girişte çalan müzisyenin metroda çalmadan iki gün önce Boston&#8217;da 100$ bilet fiyatı ile konser veren, Grammy ödüllü müzisyen Joshua Bell olduğunu fark etmediler. 3,5 milyon dolar değerinde bir kemanla yazılmış en karmaşık parçalardan birini çalıyordu.&nbsp;45 dakika içinde müzisyen keman çaldı, sadece 6 kişi bir süre dinledi. 20 kişi ona para verdi, ancak normal hızlarını sürdürmeye devam ettiler. Bell, tam&nbsp;32 dolar topladı.</p>



<p>Washington Post tarafından düzenlenen çalışma ve müteakip makale, insanların algısına, zevkine ve önceliklerine bakan bir sosyal deneyin parçasıydı. </p>



<p>Gene Weingarten, Washington Post&#8217;ta bu sosyal deney hakkında yazdı. Ve daha sonra hikayesi için bir Pulitzer Ödülü kazandı. Makalenin ele aldığı sorulardan bazıları: Güzelliği algılıyor muyuz? Takdir etmek için duruyor muyuz? Yeteneği beklenmedik bir bağlamda tanıyor muyuz? </p>



<p>Anlaşıldığı üzere, birçoğumuz çevremizi düşünmek istediğimiz kadar algılayıcı değiliz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">25. Görsel Uçurum Deneyi</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/33/NIH_visual_cliff_experiment_%28cropped%29.png" alt=""/></figure></div>



<p><strong>Çalışmayı Yürütenler: Eleanor Gibson ve Richard Walk</strong></p>



<p><strong>Yer ve Zaman: 1959 yılı Cornell Üniversitesi</strong></p>



<p><strong>Deney Detayları:</strong>&nbsp;1959&#8217;da psikologlar Eleanor Gibson ve Richard Walk, bebeklerde derinlik algısı üzerinde çalışmaya başladı.&nbsp;Derinlik algısının öğrenilmiş bir davranış mı, yoksa doğuştan bildiğimiz bir şey mi olduğunu öğrenmek istediler.&nbsp;Bunu incelemek için Gibson ve Walk görsel uçurum deneyi yaptılar.</p>



<p>Gibson ve Walk, 6 ve 14 ay arasında hepsi emekleyebilen 36 bebek üzerinde çalıştılar. Bebekler, yukarıda görülen düzenekte görsel bir uçurumun üstüne birer birer yerleştirildi. Görsel uçurum, yerden 25 cm yükseklikte büyük bir cam masa kullanılarak oluşturuldu. Cam masanın yarısının altında, &#8216;sığ bir taraf&#8217; görünümü oluşturmak için bir kontrol deseni vardı. &#8216;Derin bir taraf&#8217; oluşturmak için yerde bir dama deseni oluşturuldu;  bu taraf görsel uçurumdu. Cam masa boydan boya uzanmasına rağmen, kontrol deseninin zemine yerleştirilmesi ani bir düşme yanılsaması yaratıyordu. Araştırmacılar sığ taraf ile derin taraf arasına geniş bir orta tahta yerleştirdiler. Gibson ve Walk aşağıdaki sonuçları buldular:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Bebeklerin dokuzu orta tahtadan çıkmadı.</li><li>Hareket eden 27 bebeğin tamamı, anneleri onları sığ taraftan çağırdığında sığ tarafa geçti.</li><li>Bebeklerin üçü, derin taraftan çağrıldığında görsel uçurumdan annelerine doğru sürünerek ilerledi.</li><li>Derin taraftan çağrıldığında, kalan 24 çocuk ya sığ tarafa sürünerek geçti ya da görsel uçurumdan geçip annelerine ulaşamadıkları için ağladılar.</li></ul>



<p>Bu çalışmanın gösterdiği şey, derinlik algısının muhtemelen insanlarda doğuştan gelen bir duygu olduğudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/deneyler/1906/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sextortion Sahtekarlığı Nedir?</title>
		<link>https://meraklikedim.com/psikoloji/1874/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/psikoloji/1874/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2020 19:23:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[blackmail]]></category>
		<category><![CDATA[blacmailing]]></category>
		<category><![CDATA[email şantaj]]></category>
		<category><![CDATA[sextortion]]></category>
		<category><![CDATA[siber güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[siber suç]]></category>
		<category><![CDATA[webcam şantaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=1874</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün bilgisayarınızın başında iş yaparken, film izlerken ya da cep telefonunuzda oyun oynarken mesaj geldi bildirimi ile ne olduğunu anlamadığınız bir durumla karşı karşıya gelebilirsiniz. Endişe, korku ve çaresizlik hislerini ilk başta yaşayacağınız ve olan biteni çözmeye belki de güç bulamayacağınız bir durum olabilir bu. Emin olun tam da istedikleri sizi zayıflatmak, tedirgin etmek,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir gün bilgisayarınızın başında iş yaparken, film izlerken ya da cep telefonunuzda oyun oynarken mesaj geldi bildirimi ile ne olduğunu anlamadığınız bir durumla karşı karşıya gelebilirsiniz. Endişe, korku ve çaresizlik hislerini ilk başta yaşayacağınız ve olan biteni çözmeye belki de güç bulamayacağınız bir durum olabilir bu. Emin olun tam da istedikleri sizi zayıflatmak, tedirgin etmek, hızlı ve mantıksız karar vermenizi sağlamak zaten. Sakın bu tuzağa düşmeyin. Peki bu nasıl oluyor?  </p>



<p>Sextortion yani cinsel içerikli şantaj emaili uzun yıllardır belli dönemlerde artış gösteren ciddi bir siber suçtur. Şu ana kadar böyle bir email  ya da mesaj almamış olmanız almayacak olmanız anlamına gelmez. </p>



<h5 class="wp-block-heading">Sextortion nasıl işler?</h5>



<p>Dünyanın görünen ve görünmeyen ya da az bilinen yerleri olduğu gibi sanal alemin de karanlık ve derin suları vardır. Buralar siber suçluların cirit attığı yerlerdir. Çoğumuz bu mecraları bilmez, sadece bazı olan bitenleri duyarız. En çok karşımıza çıkan haberler; milyonlarca insanın kişisel verilerine sahip olan facebook, google, amazon, zoom vb. platformların hacklendiği ve kişisel bilgilerin çalındığı olmaktadır. Elbette sadece okuyup duyduklarımızı biliyoruz. </p>



<p>İşte sizin de gmail, outlook, yahoo ve hatta şirket hesabınıza ait verileriniz (kullanıcı adı ve şifre gibi) çalınmış ve internetin karanlık ve derin mecralarında yayınlanmış, belki de satılmış olabilir. Ve bir gün size bu verileri bildiğini söyleyen ve sırlarınızı yaymakla tehdit eden bir email gelebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="768" height="512" src="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/hacker-cyber-crime-768x512-1.jpg" alt="" class="wp-image-1880" srcset="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/hacker-cyber-crime-768x512-1.jpg 768w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/hacker-cyber-crime-768x512-1-300x200.jpg 300w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/hacker-cyber-crime-768x512-1-360x240.jpg 360w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/hacker-cyber-crime-768x512-1-545x363.jpg 545w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Genelde bu tür emaillerde size isminizle hitap edilmez ve oldukça tehditkar bir dil kullanılır. Eskiden kullandığınız yani sizin bile unutmuş olabileceğiniz bir şifreyi örnek göstererek ilk korkuyu verirler.</p>



<p>Daha sonra bilgisayarınıza bir virüs ile saldırdıklarını (malware) ve web kameranızı sizin bilginiz olmadan aktive edebildiklerini ve hatta uzaktan erişim ile dosyalarınıza, arama geçmişinize, girdiğiniz web sitelerine ulaştıklarını söylerler. Bu ikinci darbe sizi iyice tedirgin eder.</p>



<p>Ve şantaj bölümüne geçilir. Burada sizin porno izlerken web kameranız ile kayda alındığınız ve bu görüntünün istenilen paranın 24 saat gibi kısa bir sürede bitcoin olarak ödenmemesi durumunda servis edileceği oldukça tehditkar cümlelerle ifade edilir. Eskiden kullandığınız belki hala kullandığınız bir şifreyi bilen birisi belki de gerçekten sizin kameranıza ulaşmış ve sizi gizlice hoş olmayan bir şekilde kayda almış olabilir? Benim o işlerde bezim yok diyerek de rahatlayamazsınız. Bu sefer aklınıza montaj mı yaptılar gibi bir şüphe gelecektir?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>KORKMAYIN!!</p><p>Kimse sizin bilgisayarınıza izinsiz girmedi ve sizi kayda almadı. Bu tür mesajların %99.99&#8217;u sahtedir. </p><p>Belki çok ünlü ve zengin birisi iseniz birileri çok uğraşıp bir şeyler yapmış olabilir.</p></blockquote>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="977" height="399" src="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844.jpg" alt="" class="wp-image-1878" srcset="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844.jpg 977w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844-300x123.jpg 300w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844-768x314.jpg 768w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844-360x147.jpg 360w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-e1587148938844-545x223.jpg 545w" sizes="auto, (max-width: 977px) 100vw, 977px" /><figcaption><em>Sextortion email örneği</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2.png" alt="" class="wp-image-1879" width="580" height="284" srcset="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2.png 748w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-300x147.png 300w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-360x177.png 360w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/sextortion2-545x267.png 545w" sizes="auto, (max-width: 580px) 100vw, 580px" /><figcaption><em>Sextortion email örneği</em></figcaption></figure>



<p>Yukarıda belirtilen iki adet sextortion email örneği daha iyi anlamanızı sağlayacaktır. Nedense neredeyse tüm tehdit mesajları İngilizcedir.</p>



<p>Sizi endişeye sürükleyen hususları önce ele alalım:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Karşı taraf emailinizi, kullanıcı adınızı ve hatta size ait bir şifreyi biliyor.</li><li>Bazen size, sizin email hesabınızdan mesaj gönderebiliyor.</li><li>Tehditkar ve ukala bir dil kullanıyor.</li><li>Kısa sürede istenilen parayı ödemezseniz görüntülerinizi yayacağını söylüyor.</li><li>Belki de yetişkin sitelerine siz ya da bilgisayarınızı kullanan biri girmiş olabilir.</li></ol>



<p>İlk başta fark edemeyeceğiniz, ancak biraz sakinleşince göreceğiniz bazı zayıf noktalar var:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Mesaj İngilizce yazılmış. İngilizce bilmiyor olabilirsiniz. Demek ki sizin ile ilgile net bir bilgileri yok. Gerçi nadir de olsa google translate ile çeviri şeklinde mesaj atıldığı da olabiliyor.</li><li>Sizin görüntünüze ait bir screenshot ya da video paylaşılmıyor. Eğer elinde olsa sizi daha da korkutmak için paylaşmaz mıydı?</li><li>Sadece bir adet şifreniz ki muhtemelen yıllarca öncesine ait olanı paylaşılıyor. Büyük ihtimal güncel bir şifre değildir.</li><li> 24 saat içinde 500 &#8211; 2000 $ arası bir ödemeyi bitcoin olarak istiyor. Peki sizin bu emaili ne zaman gördüğünüzü nasıl bilebilir? Bazen bir izleme kodu ile mesajı ne zaman açtığınızı bildiklerini de söyleyebilirler.</li><li>Kullanıcı adı, email adresi ve şifre dışında bildikleri bir şey yok.</li></ol>



<h5 class="wp-block-heading">Başınıza böyle bir durum geldiğinde ne yapmalısınız?</h5>



<ul class="wp-block-list"><li>Dolandırıcıya herhangi bir ödeme veya yanıt göndermeyiniz.</li><li>İhlal edilmiş olabileceğini düşündüğünüz çevrimiçi hesaplarda şifrenizi hemen değiştirin. Web Sitesi <a href="http://haveibeenpwned.com/">Pwned</a>, e-posta adresinizin veritabanlarında bulunan büyük veri ihlallerinden birinden etkilenip etkilenmediğini listelemenizi sağlar. E-posta adresiniz listede varsa, etkilenen sitelerden herhangi birinde şifrenizi güncellediğinizden emin olun.</li><li>Dolandırıcılık e-postasını silin ve e-posta filtrenizin kaldırması için spam olarak işaretleyiniz.</li><li>Her çevrimiçi hesap için farklı şifre varyasyonları kullanın. Bu adım gelecekte sizi korumalıdır, çünkü bir hesap ihlal edilirse başka hiçbir hesap etkilenmemelidir.</li></ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>450.000 makine saatte 30.000 adet sextortion tehditi içeren eposta gönderyor.</p><cite><a href="https://www.forbes.com/sites/daveywinder/2019/10/16/have-you-sent-15000-sextortion-emails-today/#5e058005195e">Forbes</a></cite></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/psikoloji/1874/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırık Camlar Teorisi</title>
		<link>https://meraklikedim.com/bilim/1810/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/bilim/1810/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 19:34:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kırık camlar]]></category>
		<category><![CDATA[kırık camlar teorisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=1810</guid>

					<description><![CDATA[Sizin için önemli bir gün ve en güzel kıyafetinizi giydiniz. Tüm hazırlıklar tamam ve evden çıkmadan bir fincan kahve içmek istediniz. Kazayla ceketinize az bir miktar kahve döktünüz ve temizlemeye çalıştınız. Yine de bir iz kaldı. Zaman yoktu ve fark edilmez umuduyla olmanız gereken yere doğru yola çıktınız. Ya da çok önemli bir iş üzerinde...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sizin için önemli bir gün ve en güzel kıyafetinizi giydiniz. Tüm hazırlıklar tamam ve evden çıkmadan bir fincan kahve içmek istediniz. Kazayla ceketinize az bir miktar kahve döktünüz ve temizlemeye çalıştınız. Yine de bir iz kaldı. Zaman yoktu ve fark edilmez umuduyla olmanız gereken yere doğru yola çıktınız.</p>



<p>Ya da çok önemli bir iş üzerinde çalışıyorsunuz. Yarın sabaha raporu yetiştirmeli ve o büyük gayretinizin sonucu olan takdir ve teşekkürü almalısınız. Sabaha kadar süren sıkı çalışma sonucu dikkatiniz ve gücünüz giderek azaldı. İşe vardığınızda tamamlanmış,  ama yeterince kontrol edilmemiş raporun çıktısını alıp toplantı odasına geçiyorsunuz. Katılımcılara dağıtılan rapor gayet şık ve dolu gözüküyor. İçerik zaten kusursuz. Fakat rapor başlığında herkesin dikkatini çekecek nitelikte bir yazım hatası var.</p>



<p>Bazen ufak detaylar masum gözükebilse de güven, itibar ve sadakat kaybına neden olabilmektedir. İşte bu nedenle ufak detaylar büyümeden yani ciddi zarar verebilecek bir hale dönüşmeden incelenmeli ve düzeltilmelidir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Kırık Camlar Teorisi</h4>



<p>İngilizcesi &#8220;broken windows theory&#8221; olan &#8220;kırık camlar ya da pencereler teorisi&#8221;nin temeli ABD&#8217;li kriminal psikolog Philip Zimbardo&#8217;nun 1969 yılında yaptığı sosyal bir deneye dayanmaktadır. Philip Zimbardo&#8217;yu ayrıca Stanford Hapishanesi Deneyi ile de tanıyoruz.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.tarihtebugun.org/bidibidi_design/foto/philip_zimbardo_kimdir_dogum_tarihi952-tarihtebugun.jpg" alt=""/><figcaption><em>Philip Zimbardo</em></figcaption></figure></div>



<p>Zimbardo, deney kapsamında iki adet aynı model arabayı, fakir (Bronx) ve zengin insanların yaşadığı (Palo Alto) iki muhite park eder. </p>



<p>Fakir mahalledeki araba kısa süre içinde zarar görür. Önce anne, baba ve çocuktan oluşan bir aile arabanın radyatör ve aküsünü çalar. Bu durum Zimbardo tarafından kaydedilir. Tam bir gün içerisinde ise araç neredeyse hurdaya çıkacak hale getirilmiştir. Tüm pencereler ve döşemeler parçalanmıştır. </p>



<p>Palo Alto&#8217;da zengin mahallede bulunan araca ise kimse dokunmamıştır.  Bu deneyde kentsel bozukluğun, yoksulluğun ve kültürel farklılıkların vandalizme yani şiddete ve yağmaya olan etkisi görülmektedir. Ancak, deney daha bitmemiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www1.insh.world/wp-content/uploads/sites/28/2018/08/Screen-Shot-2018-08-21-at-11.39.19-AM.png" alt=""/></figure>



<p>Deneyin ikinci aşamasında yine iki adet araba, fakir ve zengin mahallelerde uygun bir yere park edilir. Bu sefer araçların kelebek camları dikkat çekmek amacıyla kırılır ve bu şekilde bırakılır. Fakir mahalledeki durum deneyin ilk aşamasındaki gibi aracın zarar görmesi ile sonuçlanır. Peki zengin mahallede bu sefer ne olur?</p>



<p>İşte deneyin ses getiren ve daha sonra teori olarak literatüre geçmesine neden olan durum, zengin mahallede de arabanın bir süre sonra zarar görmesi olmuştur. Yani araç sağlam iken zarar vermeyen insanlar aracın bir camının kırık olmasına karşı kayıtsız kalmamıştır. Muhtemelen aracın sahipsiz olduğu düşünülmüş ya da zaten zarar görmüş bir arabaya yeniden zarar vermenin fark edilmeyeceği sanılmıştır. Belki de arabadaki kırım cam bir şiddet belirtisi olarak algılanmış ve karşı tarafta bir şiddet isteği uyandırmıştı. </p>



<p>Deney sonucunda şiddetin, bozukluğun ve vandalizmin sebebinin sadece yoksullukla ve sosyal farklılıklarla izah edilemeyeceği; kanunsuzluğun, kuralsızlığın, başı boşluğun yani normalde olması beklenen ve gereken koşullardaki zafiyetin baş rolde olduğu görülmüştür. Küçük bir kırık cam işte bu denli büyük bir sosyal bulguya neden olabilmiştir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em>İlk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz</em>.</p><cite>Philip Zimbardo</cite></blockquote>



<p>1982 yılında sosyal bilimciler <em>James Q. Wilson ve George l. Kelling</em> bu deneye dayanan teorilerini akademik bir makale olarak <em>The Atlantik Monthly</em> adlı yayın organında yayımlamıştır. Bu çalışma teoremin tüm dünyada tartışılmasına ve yayılmasına neden olmuştur.</p>



<p>Yazarlar, teoriyi şu örnekle açıklamaktadırlar:</p>



<p>“Bir kaç camı kırık dökük bir bina düşünün. Eğer camlar zamanında tamir edilmezse, kimi insanlar başka camları da kırmakta bir sakınca görmeyecektir. Bu şekilde devam ettiği görüldüğünde, binaya daha büyük zararlar vereceklerdir. Sonunda bina ve binanın bulunduğu o sokaktaki diğer binalar, bir viraneye dönüşerek, yaşanamaz hale gelecektir.”</p>



<h4 class="wp-block-heading">Newyork ve Kırık Camlar</h4>



<p>Teori, basit ve belki de çok ufak bir eksikliğin müdahale edilmediği takdirde bir çığ gibi büyüyebileceğini ve adeta bir kelebek etkisi ile yayılabileceğini göstermektedir. </p>



<p>1985 yılında, New York Transit Authority, <em>Broken Windows&#8217;ın</em> yazarı George L.Kelling&#8217;i danışman olarak işe aldı. Kelling daha sonra Boston ve Los Angeles polis departmanlarının danışmanı oldu.<sup><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Broken_windows_theory#cite_note-FaganDavies2000-23"></a></sup><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Boston_Police_Department"></a><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Los_Angeles_Police_Department"></a></p>



<p>Kelling&#8217;in taraftarlarından David L. Gunn , New York Şehri Geçiş Kurumu Başkanı olarak görev süresi boyunca Kırık Camlar Teorisine dayanan politikalar ve prosedürleri uyguladı. En büyük çabalarından biri, 1984&#8217;ten 1990&#8217;a kadar New York&#8217;un metro sisteminden grafitileri kaldırmak için bir kampanya yürütmekti .</p>



<p>1990 yılında William J. Bratton, New York Şehri Transit Polisinin başkanı oldu. Bratton, onu &#8220;entelektüel akıl hocası&#8221; olarak nitelendiren Kelling&#8217;den oldukça etkilenmişti.</p>



<p>1993 yılında Cumhuriyetçi Rudy Giuliani Newyork belediye başkanı olarak seçilmiştir. Giuliani, Kelling ve Wilson teorilerine çok değer veriyordu. O yıllarda Newyork adeta bir suç şehriydi ve bunu önlemek oldukça zor gözüküyordu. Giualini kırık camlar teorisini Newyork&#8217;u düzeltmek için kullanmakta kararlıydı. </p>



<p>Polis şefi Bratton, insanların metro ücretini ödemekten kaçınması, kamusal alanda içki içmesi, kamusal alanda tuvaletlerini yapması ve duvarlara grafiti yapması gibi suçlar karşısında polisin daha duyarlı olmasını sağlamıştır. Kısacası en ufak suçlar bile anında tespit edilecek ve önüne geçilecekti.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://thenypost.files.wordpress.com/2015/04/brokenwindows2.jpg?quality=80&amp;strip=all" alt=""/><figcaption><em>Koyu çizgi: Newyork&#8217;taki suç oranının Newyork&#8217;a yakın 5 şehirdeki suç oranına karşı değişimi (giderek azalmış)<br>İnce çizgi: Suç işleyenlerin tutuklanma oranı (giderek artmış)</em></figcaption></figure></div>



<p>Kelling ve William Sousa tarafından 2001 yılında New York&#8217;ta suç eğilimleri üzerine yapılan bir araştırmaya göre, yukarıda belirtilen politikalar uygulandıktan sonra hem küçük hem de ciddi suç oranları önemli ölçüde düşmüştür. Ayrıca, suç işleme oranı on yıl boyunca azalmaya devam etmiştir. Bu düşüşte kırık camlar teorisinin etkisi büyük olmuştur.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://activisthistory.files.wordpress.com/2018/02/heiden-image-2.jpg?w=1200&amp;h=580&amp;crop=1" alt="" width="589" height="284"/><figcaption><em>Newyork Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve polis Şefi William Bratton </em></figcaption></figure></div>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>“Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın?”</strong>&nbsp;sorusuna ünlü başkan Guiliani şu ilginç cevabı vermiştir:</p><p><strong>“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine, ya da bir binanın köşesine, birisi bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”</strong></p></blockquote>



<h4 class="wp-block-heading">İş Hayatı ve Kırık Camlar</h4>



<p><strong>“Kırık Camlar, Başarısız İşler” </strong>kitabının yazarı Michael Levine, iş dünyasında kırık camları, <strong><em>“Güzel bir mağazanın boyası çıkmış duvarı, ya da bir müşteri hizmetleri telefon görüşmesinde yirmi dakika boyunca tekrarlayan bir müzikle bekletildikten sonra hattın kesilmesidir.”</em></strong> diye özetliyor. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://images-na.ssl-images-amazon.com/images/I/51U3Nn-bKjL._SX328_BO1,204,203,200_.jpg" alt=""/><figcaption><em>Kırık Camlar, Başarısız İşler (Broken Windows Broken Business) &#8211; Michael Levine</em></figcaption></figure></div>



<p>Müşteri ilişkileri ve bunun kapsamında müşteri sadakati oldukça hassas bir konudur. Önemsenmeyen ufak bir detay müşterinin marka imajına olan inancını ve sadakatini ciddi şekilde etkileyebilir. Bu önemsiz detay süreç veya çalışan kaynaklı olabilir. Örneğin müşteriden gelen bir şikayete geç dönülmesi, hatalı bir üretimin değiştirilmemesi, fiyat etiketlerindeki hatalar, iade ve değişim süreçlerinin şeffaf olmaması, iletişim kanallarının yetersizliği, firmanın kötü bir web sitesinin olması vb. birçok detay aslında iş dünyasındaki bazı kırık camlardır. </p>



<p>Bu kırık camlar bazen kurumlar tarafından tespit edilebilmektedir, ancak kırık camlar en iyi dışarıdan yani müşteri tarafından görülmektedir. Bu nedenle müşterinin sesinin dinlenmesi, bağlılık anketleri yapılması ve düzgün iletişim kanallarının kurulması kırık camların tespit edilmesi için oldukça faydalı olmaktadır.</p>



<p>Peki bizim kırık camlarımız var mı ve varsa bunlar nelerdir? Bunlar da kendimize sormamız gereken sorulardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/bilim/1810/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ringelmann Etkisi (Sosyal Tembellik)</title>
		<link>https://meraklikedim.com/deneyler/1801/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/deneyler/1801/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 16:14:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Deneyler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ringelmann etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal tembellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=1801</guid>

					<description><![CDATA[Konuya girmeden önce ufak bir zihin jimnastiği yapalım. Bir işçi 100 kg ağırlık kaldırabiliyor. Aynı taşıma gücüne sahip kaç işçi 1000 kg&#8217;lık yükü taşıyabilir? Aslında sorunun matematiksel cevabı çok basit değil mi? Tabi ki 10 işçi. Peki pratikte durum böyle mi? Ringelmann etkisi ya da namı diğer sosyal tembellik işte tam da bu durumu deneysel...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Konuya girmeden önce ufak bir zihin jimnastiği yapalım. </p>



<p>Bir işçi 100 kg ağırlık kaldırabiliyor. Aynı taşıma gücüne sahip kaç işçi 1000 kg&#8217;lık yükü taşıyabilir?</p>



<p>Aslında sorunun matematiksel cevabı çok basit değil mi? Tabi ki 10 işçi.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.neoldu.com/d/other/naimsuleymenoglugif.gif" alt=""/><figcaption><em>Büyük Türk sporcusu Naim Süleymanoğlu</em></figcaption></figure></div>



<p>Peki pratikte durum böyle mi? <strong>Ringelmann etkisi </strong>ya da namı diğer <strong>sosyal tembellik</strong> işte tam da bu durumu deneysel olarak açıklamaktadır.</p>



<p>Fransız ziraat mühendisi&nbsp;Maximilien Ringelmann&nbsp;(1861–1931)&nbsp;tarafından keşfedilen bu etki,&nbsp;bir grubun büyüklüğü ile grup üyelerinin bir görevin tamamlanmasına olan bireysel katkısı arasındaki ters ilişkiyi göstermektedir.&nbsp;</p>



<p>1883 yılında Max Ringelmann, atların performansını araştırması esnasında ilginç bir sonuç bulur. Bir faytonu çeken iki atın performansı tek bir atın performansının iki katı ya da iki atın tek başına gösterdiklerin performansın toplamı kadar olmamaktadır. </p>



<p>Ringelmann, bu çalışmayı insanlar üzerinde de denemek ister. Bu sefer deney olarak insanları, halat çekme testine tabi tutar. İpin ucuna yerleştirilen bir kuvvet ölçer mekanizması hem bireysel hem de grup performansını değerlendirmek için yeterli olmaktadır. Deney grubunda yer alan herkes önce tek başına ipi çeker ve kuvvet ölçerde görülen değer kaydedilir. Daha sonra 2, 3 ve 8 kişilik gruplar halinde ip çekilir ve uygulanan kuvvet ölçülür. Ortaya çıkan sonuç oldukça ilginçtir. Bir insanın tek başına ipi çektiğindeki performansı <em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong>%100</strong></span></em> olarak kabul edildiğinde, <em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">2 kişi olunca <strong>%93</strong>, 3 kişi olunca <strong>%85</strong> ve 8 kişi olunca <strong>%49</strong> olmaktadır. </span></em><strong><em>Yani 8 kişilik bir grupta bireysel performans yarı yarıya azalmaktadır. </em></strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/suleymanustun.com/wp-content/uploads/2019/10/ringelmann-etkisi-sosyal-kaytarma.jpg?resize=700%2C340" alt=""/></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><strong>Matematik vs. Gerçekler</strong></p><p>1 = 1</p><p>1 + 1 = 1.86</p><p>1 + 1 + 1 = 2.55</p><p>1 + 1 + 1 + 1 + 1 + 1 + 1 + 1 =  3,92</p></blockquote>



<p class="has-text-align-left">Ringelmann, grup üyelerinin bir görev üzerinde birlikte çalışmasının (örneğin, bir ipin çekilmesi)  aslında bireysel üyelerin tek başına hareket ettiklerinden çok daha az çaba ile sonuçlandığını bulmuştur. </p>



<p class="has-text-align-left">Ringelmann, bir gruba daha fazla insan eklendikçe grubun giderek daha fazla verimsiz hale geldiğini ve sonuç olarak grup çabasının ve ekip katılımının üyeler adına güvenilir bir şekilde artan çabaya yol açtığı fikrinin ihlal edildiğini keşfetti.</p>



<p>Ringelmann&#8217;a göre, çeşitli kişiler arası süreçler grubun genel yeterliliğini azalttığı için gruplar tam potansiyellerine ulaşamamaktadır. İki farklı süreç grupların verimliliğinin azalması için potansiyel kaynaklar olarak tanımlanmıştır: <strong><em>motivasyon kaybı ve koordinasyon sorunları.</em></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading">Motivasyon Kaybı</h4>



<p>Motivasyon kaybı veya başka şekilde bilindiği gibi sosyal tembellik, insanlar gruplar halinde çalıştıklarında tek başına çalıştıklarına kıyasla gözlenen bireysel çabanın azalmasıdır. </p>



<p>Ringelmann&#8217;a göre, grup üyeleri ortak bir görev için gereken çabayı sağlamak için iş arkadaşlarına ya da ortak üyelerine güvenme eğilimindedir. Grup üyeleri genellikle istendiğinde maksimum potansiyele katkıda bulunduklarına inansalar da, kanıtlar üyelerin yaptıklarından habersiz olsalar bile tembellik sergilediğini göstermiştir. </p>



<h4 class="wp-block-heading">Koordinasyon Kaybı</h4>



<p>Bireyler bir görevi yerine getirmek için gruplar halinde bir araya geldiğinde, performansları bireysel kaynaklarına (örneğin yetenekler, beceriler, çaba) ve grup içindeki çeşitli kişiler arası süreçlere bağlıdır. Grup üyeleri, verilen bir görevi tamamlamak için gerekli yeteneklere ve uzmanlığa sahip olsalar da, çabalarını verimli bir şekilde koordine edemeyebilirler. </p>



<p>Örneğin; hokey oyunu taraftarları, belirli bir takımın en iyi kazanma şansına sahip olduğunu düşünebilir; çünkü takımın tümü yıldız oyunculardan oluşmuştur. Ancak; eğer takım üyeleri oyun oynarken eylemlerini etkili bir şekilde senkronize edemezlerse, takımın genel performansı muhtemelen zarar görecektir. </p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="boombox-responsive-embed "><iframe loading="lazy" title="Ringelman Etkisi Nedir? | Sosyal Tembellik/Sosyal Kaytarma" width="1160" height="653" src="https://www.youtube.com/embed/RkmYJonLHh8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/deneyler/1801/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
