<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kafam karıştı &#8211; Meraklı Kedim</title>
	<atom:link href="https://meraklikedim.com/reaction/4/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://meraklikedim.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2020 06:08:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/bf7c37152c42404ef29fa6f7172f2c14y2m8zsfgkzrym1nm_0_GCQ_icon-150x150.ico</url>
	<title>kafam karıştı &#8211; Meraklı Kedim</title>
	<link>https://meraklikedim.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ülke Bayrakları Testi</title>
		<link>https://meraklikedim.com/test/2682/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/test/2682/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2020 15:04:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Test]]></category>
		<category><![CDATA[trivia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=2682</guid>

					<description><![CDATA[[zombify_post]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>[zombify_post]</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/test/2682/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Piri Reis Haritası ve Antarktika</title>
		<link>https://meraklikedim.com/bilim/2201/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/bilim/2201/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 21:58:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis haritası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=2201</guid>

					<description><![CDATA[Piri Reis haritası, Türk denizci ve haritacı Ahmed Muhiddin Piri tarafından 1513 yılında oluşturulan bir dünya haritasıdır. Harita, buzsuz bir Antarktika kıyı şeridini gösterdiği için çok dikkat çekmiştir.&#160;Eğer durum buysa, Piri Reis 1773&#8217;te keşfedildiği bilinen Antarktika&#8217;yı yüzyıllar önce keşfetmiş ve de belgelendirmiştir. Haritanın Keşfi 1929&#8217;da Yönetmen Halil Edhem, eski haritalar arayan Alman teolog Gustav Adolf...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Piri Reis haritası, Türk denizci ve haritacı Ahmed Muhiddin Piri tarafından 1513 yılında oluşturulan bir dünya haritasıdır. Harita, buzsuz bir Antarktika kıyı şeridini gösterdiği için çok dikkat çekmiştir.&nbsp;Eğer durum buysa, Piri Reis 1773&#8217;te keşfedildiği bilinen Antarktika&#8217;yı yüzyıllar önce keşfetmiş ve de belgelendirmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Haritanın Keşfi</h3>



<p>1929&#8217;da Yönetmen Halil Edhem, eski haritalar arayan Alman teolog Gustav Adolf Deissmann&#8217;ın isteği üzerine bir Türk sarayının bodrum katındanki depoyu inceledi. Edhem çok gizemli bir eserle karşılaşt.&nbsp;Hayvan cildine mürekkeple yazılmış küçük bir haritaydı, ancak sadece bir parçası sağlam bir şekilde duruyordu.&nbsp;İlk başta diğer eski haritalara benziyordu.&nbsp;Ancak daha yakından incelendiğinde, Deissmann&#8217;ın dikkatini çeken bir şey oldu.&nbsp;Nihayetinde Christopher Columbus&#8217;un haritasının bilinen tek kopyasını içeren Piri Reis haritası olarak tanımlandı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/04/Piri-Reis-Map-of-1513-768x1024.jpg" alt="" width="511" height="681"/><figcaption><em>Piri Reis Haritası</em></figcaption></figure></div>



<p>1513&#8217;teki Piri Reis haritası Azor Adaları, Kanarya Adaları, Atlantik Adaları ve Japonya&#8217;nın doğru tasvirlerini içermekle kalmadı, aynı zamanda tarihcileri şaşırtacak olan Antarktika tasviri içeriyordu. Ancak, Antarktika 1773 yılına kadar keşfedilmemişti, bu yüzden 260 yıl önceki bir haritada nasıl olabilirdi?</p>



<p>Gizem daha da derinleşti.&nbsp;Piri Reis haritası sadece Antarktika kıyı şeridini göstermekle kalmadı, aynı zamanda buz örtüsü olmadan kıtanın oranlarını da gösterdi, bu da sadece 6.000 yıl önce görüldü.</p>



<p>Piri Reis haritası yıllardır haritacılar, araştırmacılar ve tarihçiler arasında büyük bir tartışma konusu olmuştur. Gelişmiş bir eski uygarlığın kanıtı mı?&nbsp;Kendi medeniyetimizin tarihinin yanlış olduğunu kanıtlıyor mu?&nbsp;Yoksa bu şaşırtıcı gizemin daha basit bir cevabı var mı?</p>



<h3 class="wp-block-heading">Haritanın Kökenleri</h3>



<p>1513 yılında Türk denizci, haritacı ve coğrafyacı Piri Reis olarak da bilinen Ahmed Muhiddin Piri, bilinen dünyayı harita biçiminde belgelemek için yola çıktı. Piri Reis, aynı zamanda Türk donanmasında bir amiral ve açık denizlerin tecrübeli bir gezginiydi. Kıyı şeridi ve kıtalar hakkında birçok şey biliyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2020/03/Piri-Reis.jpg" alt=""/><figcaption><em>Piri Resi olarak bilinen Ahmed Muhiddin Piri (1465-1553 dolayları) 1513&#8217;te dünya haritasını oluşturdu.</em></figcaption></figure>



<p>Piri Reis, yirmi farklı kaynaktan ceylan cildine haritalar çizmişti, her haritayı ve rotayı ilerlerken kaydetmek ve kontrol etmek istiyordu. Bunlardan sekizi Ptolemaic (2. Yüzyıl Helenistik ve Yunan toplumları) haritası, dörtü Portekiz haritası, biri Arapça harita ve bir diğeri Christopher Columbus haritasıydı. Piri tarafından kullanılan bazı kaynaklar MÖ 400 yılına kadar uzanmaktaydı.</p>



<p>Piri Reis, belgelediği toprakların çoğunu kendisinin ziyaret etmediğini kabul etti.  Bununla birlikte, yaratıcılığı akademik olarak çok değerlidir. Piri Reis, Christopher Columbus&#8217;un elle çizilmiş bir haritasına sahipti. Yirmi yıl önce Columbus ile şahsen yelken açan amcasından ona kalmıştı. Bu harita Columbus&#8217;un kayıp haritalarından biriydi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hapgood Etkisi</h3>



<p>Piri Resi haritası uzun yıllar nispeten belirsiz bir eser olarak kaldı.&nbsp;1929&#8217;da yenilenene kadar ilgi çekmeye başlamamıştı.</p>



<p>Bununla birlikte, 1965&#8217;te New Hampshire Üniversitesi&#8217;nden Profesör Charles Hapgood haritayı birkaç öğrencisiyle birlikte inceledi.&nbsp;Haritaların Antarktika kıyı şeridini tasvir ettiğini de fark ettiler.&nbsp;Ama aynı zamanda başka bir garip anomali daha yakaladılar.</p>



<p>Piri Reis haritası, haritaları kağıttan dünyaya taşırken daha doğru bir eğriliğe izin veren haritalar oluşturma yöntemi olan Mercator Projection kullanılarak oluşturulmuştu.  Ancak Avrupalı ​​haritacılar bu tekniği 1569 yılına kadar kullanmadılar. Harita bir kez daha zaman yasalarına meydan okumuş gibi görünüyordu.</p>



<p>Hapgood&#8217;u en çok şaşırtan şey, buzsuz olarak tasvir edilen Antarktika sahil şerididir.  Reis&#8217;in kullandığı haritalardan hiçbiri böyle bir şey göstermiyordu. Kaynak olarak binlerce yıllık bir harita gerektiriyordu ve böyle bir haritanın var olduğu bilinmemektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kayıp Medeniyetler</h3>



<p>Bu durum Hapgood&#8217;u mümkün olan tek sonuca ulaşmaya itti. Eski denizciler Antarktika kıyısını, yaklaşık 6000 yıl önce topraklar donmadan çok önce haritalamıştı.  Kıyı şeridinin topografik tasvirinin o kadar doğru göründüğünü, haritayı ne kadar gelişmiş bir toplum oluştursa bile, bir tür hava haritalama yeteneğine sahip olması gerektiğini belirtti. Piri Reis&#8217;in bu eski haritalardan birini kendi haritasını oluşturmak için kullanması gerektiğine inanıyordu, ancak kanıt bulamadı.</p>



<p>Fakat bu cesur sonuç medeniyetler hakkında bildiğimiz her şeyin yanlış olduğunu ima ediyordu.&nbsp;Bildiklerimize dayanarak, eski uygarlıklar kıtaları bu kadar büyük ölçekte haritalamak için araçlara veya yeteneklere sahip değildi.&nbsp;Peki nasıl başarılabilirdi?</p>



<p>Akademisyenler ve tarihçiler arasında spekülasyonlar gerçekleşmeye başladı.  Paranormal araştırmacılar dünya dışı yardıma işaret ettiler.  Diğerleri, Kayıp Atlantis Şehri&#8217;ne dayanan bir medeniyetin olası katılımını varsaydı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Piri Reis Haritasındaki Anomaliler</h3>



<p>Ancak kısa süre sonra şüpheciler, Piri Reis haritasını Hapgood&#8217;un bulgularıyla birlikte incelemeye başladı. Birkaç yeni sonuç çıkardılar.</p>



<p>Birincisi, Piri Reis&#8217;in haritasının modern haritalara kıyasla çeşitli sahil şeritlerinin boyutları arasında dikkate değer birkaç fark vardı. Bazı alanlar tamamen eksikti.  Ancak, Hapgood bunu Piri Reis tarafından yapılan kopyalama hatalarına atfetti. Bu sorunla mücadele etmek için Hapgood, Piri Reis&#8217;in kullandığı kaynak haritalarına dayanan bazı eksik bölümleri eklemeye çalıştı.</p>



<p>Ama sonra birkaç sorun ortaya çıktı.&nbsp;Boş alanları doldurduktan ve kara kütlelerini değiştirdikten sonra, Hapgood haritanın şimdi beş ayrı ekvatora sahip olduğunu buldu.</p>



<p>Ancak buna rağmen, harita diğer araştırmacıların hayal güçlerini yakalamaya devam etti.&nbsp;Bu, Hapgood&#8217;un haritanın&nbsp;dünya dışı etkinin&nbsp;kanıtı olduğunu iddia ettiğini tekrarlayan dikkate değer dolandırıcı Erich von Däniken&#8217;i de içeriyordu&nbsp;.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Gerçek Antarktika</h3>



<p>Eleştirmenler, Piri Reis&#8217;in haritasında Antarktika&#8217;nın gerçek kıtaya neredeyse hiç benzemediğine dikkat çekiyorlar.&nbsp;Ancak, bazı araştırmacılar, Antarktika kara kütlesinin zaman içinde değişmesinin mümkün olduğuna inanıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2020/03/lossy-page1-1280px-AA_bedrock_bedmap2.4960.tif-1024x576.jpg" alt=""/><figcaption><em>Antarktika&#8217;nın ana kaya topografyasının 2001 resmi.</em></figcaption></figure>



<p>Ancak,, haritanın tüm hataları keşfedildiğinden kısa bir süre sonra harita üzerinde gösterilen yerin Antarktika olmayabileceği anlaşıldı.</p>



<p>Aslında, Piri Reis haritasının birçok gizemine olası bir cevap Reis&#8217;in kaynaklarında yatıyor olabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Olası Bir Çözüm</h3>



<p>Klasik Yunan haritacıları ilk olarak, kara kütlelerinin her iki uçta da dengelenmesi gerektiği inancı nedeniyle güney kıtasının varlığını önerdiler. Bu nedenle, kuzey yarımküredekileri dengelemek için güney yarımkürede biri olmalıdır. Bu yanlış inanç nedeniyle, on altıncı yüzyıl haritacılarının çoğu, birinin varlığına dair herhangi bir kanıt olmasına rağmen, güney yarımkürede icat edilmiş bir kara kütlesi içeriyordu.</p>



<p>Reis, kendi haritasını hazırlamak için en az sekiz Yunan haritası ve grafiği kullandığından, bu olası bir çözümdü.</p>



<p>Alternatif olarak, daha basit bir teori vardır.&nbsp;Birçoğunun Antarktika&#8217;nın buzsuz bir tasviri olduğuna inandığı şey aslında&nbsp;Güney Amerika kıyı şeridinden&nbsp;başka bir şey değil&nbsp;.&nbsp;Bazı araştırmacılar, Piri Reis&#8217;in ceylan derisini çizmek için az yeri kaldığını varsaydı.&nbsp;Böylece Güney Amerika&#8217;yı olabildiğince tıkıştırdı.</p>



<p>İlginçtir, Reis&#8217;in notları bu teoriyi destekliyor. Notlarında, bu bölgenin çok sıcak ve yılanlarla dolu olduğunu belirtiyor. Bu açıklamalar o zamanlar Antarktika hakkında bildiklerine kesinlikle uymasa da, Amazon Ormanı&#8217;nı çok iyi tanımlayabilirdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Gizem Devam Ediyor</h3>



<p>Bu bulgulara rağmen, Piri Reis haritasının gizemi bu güne kadar araştırmacılar için şaşırtıcı olmaya devam ediyor. Bu sorulara resmi bir cevap gelmedi, bu yüzden kendi yorumlarını oluşturmak insanlara kalmış.</p>



<p>Harita 6000 yıldan daha uzun bir süre önce buzsuz bir Antarktika gösteriyor mu? Bir zamanlar dünyada yabancı bir teknolojinin var olduğunun kanıtı mı? Yoksa Charles Hapgood hayal gücünün onu daha iyi hale getirmesine izin verdi mi ve harita sadece hayal edilen bir güney kara kütlesini veya Güney Amerika kıyı şeridini mi gösteriyor?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/bilim/2201/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Ruhu 21 Gram Mı?</title>
		<link>https://meraklikedim.com/bilim/2153/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/bilim/2153/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:35:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[21 gram deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[insan ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[insan ruhu 21 gr]]></category>
		<category><![CDATA[ruh var mı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=2153</guid>

					<description><![CDATA[21 Gram Teorisi, insan ruhunun kütlesi olduğunu öne süren Dr. Duncan MacDougal&#8217;un bir hipoteziydi. 1901&#8217;de ruhun ağırlığını ölçmek için çeşitli testler yaptı. 10 Nisan 1901&#8217;de Dorchester, Massachusetts&#8217;te alışılmadık bir deney gerçekleşmek üzereydi.&#160;Duncan MacDougall insan ruhunun kütlesi olduğunu ve bu nedenle ölçülebilir olduğunu kanıtlayacaktı. Dr. Duncan MacDougall ve diğer dört doktordan oluşan ekip, bir insan öldüğünde fiziksel...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-media-text alignwide is-stacked-on-mobile" style="grid-template-columns:36% auto"><figure class="wp-block-media-text__media"><img decoding="async" width="355" height="436" src="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/Duncan_MacDougall1.jpg" alt="" class="wp-image-2157" srcset="https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/Duncan_MacDougall1.jpg 355w, https://meraklikedim.com/wp-content/uploads/2020/04/Duncan_MacDougall1-244x300.jpg 244w" sizes="(max-width: 355px) 100vw, 355px" /></figure><div class="wp-block-media-text__content">
<p>21 Gram Teorisi, insan ruhunun kütlesi olduğunu öne süren Dr. Duncan MacDougal&#8217;un bir hipoteziydi. 1901&#8217;de ruhun ağırlığını ölçmek için çeşitli testler yaptı. </p>



<p>10 Nisan 1901&#8217;de Dorchester, Massachusetts&#8217;te alışılmadık bir deney gerçekleşmek üzereydi.&nbsp;Duncan MacDougall insan ruhunun kütlesi olduğunu ve bu nedenle ölçülebilir olduğunu kanıtlayacaktı.</p>
</div></div>



<p></p>



<p>Dr. Duncan MacDougall ve diğer dört doktordan oluşan ekip, bir insan öldüğünde fiziksel bedeni terk eden insan ruhunun ağırlığını belirlemeye yönelik yapılacak deney için ölmekte olan 6 hastayı seçti. 6 hastadan beşi erkek, biri kadındı.  Mantıksal olarak, ölümden önce ve sonra vücut ağırlığındaki bir fark, ayrılan ruhun ağırlığı olmalıdır. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.thevintagenews.com/wp-content/uploads/2018/11/pjimage-3-1.jpg" alt=""/></figure></div>



<h2 class="wp-block-heading">21 Gram Deneyi</h2>



<p>Ölmek üzere olan hasta özel yapılmış Fairbanks ağırlık ölçeklerine yerleştirildi.  MacDougall&#8217;un amacı, hassas ölçeklerle ölçülen farklılıkları belirlemek için ölümden önce ve sonra her bir vücudu tartmaktı. </p>



<p>İlk hasta öldüğünde, tartım makinesinin iğnesi titredi ve daha düşük bir değerde sabitlendi. Kilo kaybı bir onsun dörtte üçü veya 21 gramdı.</p>



<p>Deney sadece 4 hastada gerçekleştirilebildi. Bir hasta tartım yapılmadan önce öldü ve başka bir deneyde ise ekipman başarısız oldu. Doktorlar deneyin adil ve tarafsız bir şekilde yapılmasını sağlamak için ellerinden geleni yaptılar. Akciğerlerdeki havanın ağırlığı, vücut sıvılarını, deriden buharlaşan suyu dikkate aldılar. Hala açıklanamayan kilo kaybı, belli ki vücuttan ayrılan ruhun ağırlığıydı. Doktorlar, her hastanın ortalama kilo kaybının  21 gram olduğunu hesapladı.</p>



<p><img decoding="async" src="https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/01/21-grams-theory.jpg" alt="21 gram teori" width="1000" height="563" srcset="https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/01/21-grams-theory.jpg 1000w, https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/01/21-grams-theory-300x169.jpg 300w, https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/01/21-grams-theory-768x432.jpg 768w, https://www.historicmysteries.com/wp-content/uploads/2010/01/21-grams-theory-585x329.jpg 585w"></p>



<p>Bununla birlikte, Dr MacDougall 15 köpek üzerinde deneyi tekrarladığında ağırlıkta bir değişiklik gözlenmedi. Los Angeles&#8217;ta bir fizik öğretmeni H. Lav. Twing de 1917&#8217;de farelerde aynı şeyi denedi. O da ölümden sonra vücut ağırlığında herhangi bir değişiklik bulamadı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><img decoding="async" src="https://www.ststworld.com/wp-content/uploads/2018/11/21_grams_experiment.jpg" alt=""/><figcaption>21 Gram Deneyi: 11 Mart 1907 tarihli denemeyle ilgili New York Times makalesi.&nbsp;</figcaption></figure></div>



<h2 class="wp-block-heading">21 Gram Teorisinin Validasyonu</h2>



<p>Dr. MacDougall daha fazla araştırma yapılması gerektiğini itiraf etti. Ancak, bu deneyleri takiben Dr. MacDougall dikkatini, insan vücudundan ayrılan ruhu fotoğraflamaya yöneltti. Ne yazık ki, ruh ağırlığı deneylerinden sonra, Dr. MacDougall başka bilimsel atılımlar gerçekleştiremedi. Duncan MacDougal 1920&#8217;de vefat etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Deney Üzerindeki Şüpheler</h2>



<p>Bilim dünyası, bu deneylerin uygunluğu ve özgünlüğü konusunda ciddi şüphe dile getirdi. Massachusettsli doktor Augustus P. Clarke, ölüm geldiğinde ani bir sıcaklık artışı olduğunu, çünkü akciğerlerin çalışmayı durdurduğunu ve kan dolaşımındaki soğutma etkisinin ortadan kalktığını söyledi. Sıcaklıktaki bu artışın terlemeye ve nem kaybına neden olduğunu söyledi. Ölüm üzerine kilo vermenin, bu tür terleme ve buharlaşma nedeniyle olduğunu ve ruhun ayrılmasından kaynaklanmadığını savundu. Ona göre, deney köpeklerde başarısız oldu, çünkü köpekler terleme ile değil, nefes alarak vücutlarını soğutuyor. MacDougall, ölümün vücuttaki kan dolaşımını durdurduğunu söyleyerek karşı çıktı, bu nedenle kanın dolaşımı ve vücut sıcaklığının yükseltilmesi sorunu ortaya çıkmıyordu. </p>



<p>Modern zamanlarda etik dışı görünse de, bu deneyler kullanılan metodolojiden çeşitli dini çıkarımlara kadar çok fazla eleştiriye yol açmıştır.</p>



<p>Yönetmenliğini Alejandro González Iñárritu&#8217;nun yaptığı ve başrolde Sean Penn&#8217;in olduğu &#8220;21 Grams&#8221; isimli 2003 yapımı filmde bu konu işlenmektedir.</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="boombox-responsive-embed "><iframe loading="lazy" title="Duncan Macdougall - 21 Grams Theory" width="1160" height="653" src="https://www.youtube.com/embed/qRlFnl-RJjE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<div class="boombox-responsive-embed "><iframe loading="lazy" title="&quot;Cristina, I have Michael&#039;s heart&quot;" width="1160" height="653" src="https://www.youtube.com/embed/KyPrcOdCtOI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></div>
</div><figcaption>21 Grams Movie</figcaption></figure>



<p>Kaynaklar:&nbsp;<a href="http://www.snopes.com/religion/soulweight.asp" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Snopes</a>&nbsp;,&nbsp;<a href="http://www.snopes.com/religion/soulweight.asp" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dr.Duncan&nbsp;</a><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Duncan_MacDougall_(doctor)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">MacDougall Wikipedia&#8217;da</a>&nbsp;,&nbsp;<a href="http://www.lostmag.com/issue1/soulsweight.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bir Ruhun Ağırlığı</a>&nbsp;,&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/1920/10/16/archives/he-weighed-human-soul-dr-duncan-macdougall-known-for-his.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">New York Times arşivlenmiş makalesi, 11 Mart 1907</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/bilim/2153/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimdeki 20 Büyük Soru</title>
		<link>https://meraklikedim.com/bilim/1885/</link>
					<comments>https://meraklikedim.com/bilim/1885/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[meraklı kedi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2020 11:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[karadelik]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuz yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://meraklikedim.com/?p=1885</guid>

					<description><![CDATA[1 Evren neden yapılmıştır? Gök bilimciler oldukça can sıkıcı bir muamma ile karşı karşıya: evrenin %95&#8217;inin neden yapıldığını bilmiyorlar. Çevremizde gördüğümüz her şeyi oluşturan atomlar, sadece yaklaşık %5&#8217;lik bir payı oluşturuyor. Geçtiğimiz 80 yıl içinde bu %95&#8217;lik kısmı iki gölge varlığın oluşturduğu açık hale gelmiştir. Bunlar karanlık madde (dark matter) ve karanlık enerjidir (dark energy). İlk olarak 1933 yılında keşfedilen karanlık...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">1 Evren neden yapılmıştır?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://cdn.designbyhumans.com/user_store_banner/3549070.jpg" alt=""/></figure>



<p>Gök bilimciler oldukça can sıkıcı bir muamma ile karşı karşıya: evrenin %95&#8217;inin neden yapıldığını bilmiyorlar. Çevremizde gördüğümüz her şeyi oluşturan atomlar, sadece yaklaşık %5&#8217;lik bir payı oluşturuyor. Geçtiğimiz 80 yıl içinde bu %95&#8217;lik kısmı iki gölge varlığın oluşturduğu açık hale gelmiştir. </p>



<p>Bunlar karanlık madde (dark matter) ve karanlık enerjidir (dark energy). İlk olarak 1933 yılında keşfedilen karanlık madde, galaksi ve galaksi kümelerini birbirine bağlayan görünmez bir yapıştırıcı gibidir. 1998 yılında tanıtılan karanlık enerji ise evrenin genişlemesini her zamankinden daha yüksek hızlara zorlamaktadır. Gök bilimciler bu görünmeyen varlıkların gerçek kimliklerini tanımaya giderek yaklaşmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2 Hayat nasıl başladı?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://render.fineartamerica.com/images/rendered/default/greeting-card/images-medium-5/cretaceous-land-and-marine-life-richard-bizley.jpg?&amp;targetx=-269&amp;targety=0&amp;imagewidth=1238&amp;imageheight=500&amp;modelwidth=700&amp;modelheight=500&amp;backgroundcolor=2D5364&amp;orientation=0" alt=""/></figure>



<p class="has-text-align-left">Dört milyar yıl önce, adeta ilkel bir çorba içerisinde bir şeyler karışmaya başladı. Birkaç basit kimyasal bir araya geldi ve biyoloji oluştu. Kendilerini kopyalayabilen ilk moleküller ortaya çıktı. Biz insanlar evrim ile bu erken biyolojik moleküllere bağlıyız.  Fakat erken Dünya&#8217;da bulunan temel kimyasallar kendiliğinden hayata benzeyen bir şeye nasıl dönüştü? DNA&#8217;yı nasıl elde ettik? İlk hücreler neye benziyordu? Kimyager Stanley Miller “ilkel çorba” teorisini önerdikten yarım asırdan fazla bir süre sonra ne olduğu konusunda hala net bir bilgiye ulaşmış değiliz. Bazıları hayatın volkanların yakınındaki sıcak havuzlarda başladığını, bazıları ise denize düşen gök taşları tarafından başlatıldığını söylüyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3 Evrende yalnız mıyız?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://img.thedailybeast.com/image/upload/c_crop,d_placeholder_euli9k,h_1439,w_2560,x_0,y_0/dpr_2.0/c_limit,w_740/fl_lossy,q_auto/v1492179299/articles/2015/07/02/why-do-ufos-love-this-utah-ranch-so-much/150701-strolhlic-ufo-tease_avkv8u" alt=""/></figure>



<p>Belki de değiliz. Gök bilimciler, güneş sistemimizdeki Europa ve Mars&#8217;tan çok uzun yıllar uzaktaki gezegenlere kadar su dünyalarının canlanabileceği yerler için evreni araştırıyorlar. Radyo teleskoplar göklere kulak misafiri oluyor ve 1977&#8217;de yabancı bir mesajın potansiyel işaretlerini taşıyan bir sinyal dahi duyulabiliyor. Gök bilimciler artık yabancı dünyaların atmosferini oksijen ve su için tarayabiliyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4 Bizi insan yapan nedir?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.bilimma.com/wp-content/uploads/2019/03/dna-1-1140x694.jpg" alt=""/></figure>



<p>Sadece DNA&#8217;nıza bakarak insan olduğunuzu söylemek yeterli değil. İnsan genomu bir şempanze ile %99 özdeştir. Bununla birlikte, çoğu hayvandan daha büyük beyinlere sahibiz. En büyük değil, ancak bir gorilin üç katı kadar nöronla dolu (tam olarak 86 milyar) bir beyin. Bir zamanlar bizi ayırt etmeyi düşündüğümüz birçok şey &#8211; dil, araç kullanımı, aynada kendinizi tanıma &#8211; diğer hayvanlarda da görülebiliyor. Belki de farkı yaratan kültürümüz ve kültürümüzün genlerimiz üzerinde bıraktığı etkidir. Bilim adamları yemek pişirmenin ve ateş yakmadaki ustalığımızın büyük beyinler kazanmamıza yardımcı olabileceğini düşünüyor. Ancak, iş birliği ve beceri kapasitemiz dünyanın maymun değil de bir insan gezegeni olmasını mümkün kılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5 Bilinç nedir?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://cdn.mos.cms.futurecdn.net/2JBQmV3m29Fj3568zoyL3Q-1200-80.jpg" alt=""/></figure>



<p>Bu konuda hala gerçekten emin değiliz. Bunun beynin tek bir bölümü yerine birbirine bağlı farklı beyin bölgeleriyle ilgisi olduğunu biliyoruz. Eğer beynin hangi parçalarının dahil olduğunu ve nöral devrenin nasıl çalıştığını anlarsak; bilincin nasıl ortaya  çıktığını anlayabileceğiz. </p>



<p>Daha zor, daha felsefi olan soru, her şeyin neden bilinçli olması gerektiğidir. Belki de, bizi bombalayan duyusal girdilere tepki vermek yerine çok fazla bilgiyi entegre ederek ve işleyerek, odaklanarak ve engelleyerek, gerçek olan ve olmayan şeyleri ayırt edebilmemiz ve adapte olmamıza ve hayatta kalmamıza yardımcı olacak çok sayıda gelecek senaryosu hayal edebilmemizdir. </p>



<h2 class="wp-block-heading">6 Neden hayal ediyoruz?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/post.healthline.com/wp-content/uploads/2019/11/dreaming_woman-1296x728-header-1296x728.jpg?w=1155&amp;h=1528" alt=""/></figure>



<p>Hayatımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Bunu yapmak için ne kadar zaman harcadığımızı düşünürsek, onunla ilgili her şeyi bileceğimizi düşünebilirsiniz. Ancak, bilim adamları hala neden uyuduğumuzu ve hayal ettiğimizi tam olarak açıklayamıyor. Sigmund Freud&#8217;un görüşlerine abone olanlar; hayallerin -genellikle cinsel olan- yerine getirilmeyen isteklerin ifadeleri olduğuna inanırken, diğerleri rüyaların uyuyan beynin rastgele ateşlerinden başka bir şey olup olmadığını merak ediyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar ve beyin görüntülemedeki ilerlemeler bizi rüya görmenin hafıza, öğrenme ve duygularda rol oynayabileceğini gösteren daha karmaşık bir anlayışa götürüyor. Örneğin, farelerin uyanıklık deneyimlerini rüyalarda tekrarladıkları ve labirentlerinde gezinme gibi karmaşık görevleri çözmelerine yardımcı oldukları tespit edilmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">7 Neden bir şeyler var?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://earthsky.org/upl/2020/02/dark-matter-artist.jpeg" alt=""/></figure>



<p>Varlığımızı sağlayan “şeyler” madde olarak tanımlanır. Maddenin zıttı ise sadece elektrik yükü farklı olan anti-maddedir. Karşılaştıklarında, her ikisi de bir enerji parıltısı içinde kaybolur. En iyi teorilerimiz, büyük patlama ile madde ve anti-maddenin eşit miktarda oluştuğu, yani her şeyin her maddenin anti-madde muadili olduğudur. Açıkçası, doğanın madde için ince bir ön yargısı vardır, aksi takdirde var olunamazdı.  Araştırmacılar, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi deneylerden elde edilen verileri kullanarak süpersimetri ve nötrinolarla bu durumu anlamaya çalışıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">8 Başka evren var mı?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://miro.medium.com/max/3840/1*8FZC2t0f-TDGG4z8Ynqong.jpeg" alt=""/></figure>



<p>Evrenimiz benzersiz bir yer değil mi? Evrenin ayarlarından bazıları çok ufak şekilde değiştirilirse yaşam imkansız olurdu. Bu “ince ayar” sorununu çözmek için fizikçiler giderek başka evrenler kavramına yöneliyorlar . Eğer bir “çoklu evren” içinde sonsuz sayıda evren varsa, o zaman her ayar kombinasyonu her hangi bir evrende oluşabilir ve kendimizi var olabileceğiniz bu evrende bulabiliriz. Çılgınca gelebilir, ancak kozmoloji ve kuantum fiziğinden elde edilen kanıtlar bu yönde işaretler gösteriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">9 Tüm karbonu nereye koyarız?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://cdn.aarp.net/content/dam/aarp/health/conditions_treatments/2019/11/1140-air-pollution-smoke-stacks.jpg" alt=""/></figure>



<p>Son birkaç yüz yıldır, atmosferi karbondioksit ile dolduruyoruz. Bir zamanlar Dünya yüzeyinin altında karbonu kilitleyen fosil yakıtları yakarak açığa çıkarıyoruz. Şimdi tüm bu karbonu bir şekilde geri tutmalıyız veya ısınan bir iklimin sonuçlarına katlanmalıyız.  </p>



<p>Ama bunu nasıl yapacağız? Tutulan karbonu eski petrol ve gaz alanlarına gömmek bir fikir olarak öne çıkıyor. Bir diğer fikir ise karbonu denizin dibinde saklamaktır. Ancak, orada ne kadar kalacağını veya risklerin ne olabileceğini tam olarak bilemiyoruz. Bu arada, ormanlar ve turba bataklıkları gibi doğal, uzun ömürlü karbon depolarını korumalıyız ve daha çok yenilenebilir enerji üretmeye başlamalıyız.</p>



<h2 class="wp-block-heading">10 Güneşten nasıl daha fazla enerji alırız?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://elgienergy.com/login/assets/img/hizmetler/2886927184.jpg" alt=""/></figure>



<p>Azalan fosil yakıt kaynakları, gezegenimizi güçlendirmek için yeni bir yola ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor. En yakın yıldızımız bize birden fazla olası çözüm sunuyor.  Güneş enerjisi üretmek için güneş enerjisini şimdiden kullanıyoruz. Başka bir fikir, güneş ışığındaki enerjiyi suyu bileşen parçalarına ayırmak için kullanmaktır: gelecekteki otomobiller için temiz bir yakıt sağlayabilen oksijen ve hidrojen. Bilim adamları ayrıca yıldızların içinde olan süreçleri yeniden yaratmaya bağlı bir enerji çözümü üzerinde çalışıyorlar ve bir nükleer füzyon makinesi inşa ediyorlar. En büyük umudumuz bu çözümlerin enerji ihtiyacımızı karşılayabilmesidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">11 Asal sayılarla ilgili bu kadar tuhaf olan nedir?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://c0.wallpaperflare.com/preview/549/362/542/fibonacci-spiral-seashell-spiritual.jpg" alt=""/></figure>



<p>İnternette güvenli bir şekilde alışveriş yapabilmeniz asal sayılar sayesindedir. Asal sayılar sadece kendilerine ve bire bölünebilen sayılardır.&nbsp;Ortak anahtar şifrelemesinde (internet ticaretinin kalbi), hassas bilgilerinizi meraklı gözlerden gizlemek için asal sayılar kullanır.&nbsp;Ve yine de, günlük yaşamlarımızdaki temel önemlere rağmen, asal sayılar bir muamma olmaya devam ediyor.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">12 Bakterileri nasıl yeneriz?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.rd.com/wp-content/uploads/2017/08/This-one-item-bacteria-_524613634-760x506.jpg" alt=""/></figure>



<p>Antibiyotikler modern tıbbın mucizelerinden biridir. Sir Alexander Fleming&#8217;in Nobel ödüllü keşfi, en ölümcül hastalıklarla savaşan ve cerrahi, nakil ve kemoterapiyi mümkün kılan ilaçlara yol açtı. Yine de bu miras tehlike içinde. Avrupa&#8217;da her yıl birçok ilaca dirençli bakteriler nedeniyle 25.000 kişi hayatını kaybediyor. Antibiyotiklerin aşırı miktarda reçetelenmesi ve kötüye kullanılmasıyla sorunu daha da kötüleştiriyoruz. ABD&#8217;de antibiyotiklerin % 80&#8217;i çiftlik hayvanlarının büyümesini artırmak için kullanılıyor. </p>



<p>Neyse ki, DNA diziliminin ortaya çıkışı, bakterilerin üretebileceğini bilmediğimiz antibiyotikleri keşfetmemize yardımcı oluyor. “İyi” bakterilerin fekal maddeden nakledilmesi  <a href="https://www.theguardian.com/science/2013/mar/31/bacteria-faecal-transplant-gut-mary-roach-gulp"></a>ve okyanusların derinliklerinde yeni bakterilerin keşfedilmesi gibi yenilikçi yöntemler 3 milyar yaşında olan bu organizmalarla mücadelemizde güç katıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">13 Bilgisayarlar hızlanmaya devam edebilir mi?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://netprogramlama.com/wp-content/uploads/2012/06/hizlibilgisayar_800x524.jpg" alt=""/></figure>



<p>Tabletlerimiz ve akıllı telefonlarımız, 1969&#8217;da astronotların aya götürdüğünden daha fazla bilgi işlem gücü içeren mini bilgisayarlardır. Ancak, ceplerimizde taşıdığımız bilgi işlem gücü miktarını artırmaya devam etmek istiyorsak, bunu nasıl yapacağız? Bir bilgisayar çipine sıkıştırabileceğiniz çok fazla bileşen var. Sınıra ulaşıldı mı veya bilgisayar yapmanın başka bir yolu var mı? Bilim adamları atomik olarak ince karbon (grafen) gibi yeni malzemeleri ve kuantum hesaplama gibi yeni sistemleri düşünüyorlar.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">14 Kanseri bitirebilecek miyiz?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/cdn-prod.medicalnewstoday.com/content/images/articles/320/320227/cancer-cell.jpg?w=1155&amp;h=1297" alt=""/></figure>



<p>Hayır. Dinazorlar devrinden beri varlığını sürdüren tek bir kusurdan ziyade yüzlerce kusurdan oluşan kanser haywire genlerinden kaynaklanıyor. Ne kadar uzun yaşarsak, bir şeylerin herhangi bir şekilde yanlış gitme olasılığı o kadar artar. Çünkü kanser yaşayan bir şeydir ve hayatta kalmak için sürekli gelişir. Yine de inanılmaz derecede karmaşık olsa da, genetik yoluyla neyin neden olduğu, nasıl yayıldığı ve tedavi ve önlenmesinde daha iyi hale geldiği hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Tüm kanserlerin yarısına kadarı önlenebilir; sigarayı bırakın, orta derecede yiyip için, aktif kalın ve öğlen güneşine uzun süre maruz kalmaktan kaçının.</p>



<h2 class="wp-block-heading">15 Ne zaman bir robot uşak alabilirim? </h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://i.ytimg.com/vi/AH_eQS5Tzyo/maxresdefault.jpg" alt=""/></figure>



<p>Robotlar zaten içecek servisi yapabilir ve valiz taşıyabilir. Modern robotlar bize bireysel olarak uzmanlaşmış robotlardan oluşan bir “personel”  hizmeti sunabilir. Amazon siparişlerinizi teslimat için hazırlar, ineklerinizi sağar, e-postanızı sıralar ve evinizi süpürebilirler. Ancak gerçekten “akıllı” bir robot için yapay zekayı hayat geçirmemiz lazım. </p>



<p>Asıl soru, anneannenizle birlikte evde robotik bir uşak bırakıp bırakmayacağınızdır.  Japonya&#8217;nın 2025 yılına kadar yaşlılarına robotik yardımlar sunmayı amaçlamasıyla, şimdiden bunu düşünüyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">16 Okyanusun dibinde ne var?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://d1y8sb8igg2f8e.cloudfront.net/images/shutterstock_682265785_4.2e16d0ba.fill-1600x775.jpg" alt=""/></figure>



<p>Okyanusların %95&#8217;i halen keşfedilmemiştir. Dipte ne var acaba? 1960&#8217;da Don Walsh ve Jacques Piccard, okyanusun en derin kısmına tam yedi mil aşağısına, cevap aramak için seyahat ettiler. Yolculukları insan çabasının sınırlarını zorladı, ancak deniz tabanına sadece bir göz atabildiler.</p>



<p>Okyanusun dibine ulaşmak o kadar zor ki, çoğunlukla insansız araçları izci olarak göndermek gerekiyor. Şimdiye kadar yaptığımız keşifler dalgaların altında saklanan garip dünyanın küçük bir kısmı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">17 Kara deliğin içinde ne var?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/stories/2017/01/raw_yakin-galaksilerde-gizlenen-iki-super-kutleli-kara-delik-kesfedildi_992161994.jpg" alt=""/></figure>



<p>Bu, henüz cevaplayacak araçlara sahip olmadığımız bir soru. Einstein&#8217;ın genel göreliliği, ölmekte olan, çökmekte olan büyük bir yıldız tarafından bir kara delik oluşturulduğunda, tekillik adı verilen sonsuz küçük, sonsuz yoğun bir nokta oluşturana kadar oymaya devam ettiğini söylüyor. Ancak, bu ölçeklerde kuantum fiziğinin muhtemelen söyleyecek bir şeyi vardır. Genel görelilik ve kuantum fiziği onlarca yıldır onları birleştirmeye yönelik tüm girişimlere dayanmışlardır. Bununla birlikte, M-Teorisi adı verilen yeni bir fikir, bir gün evrenin en uç kreasyonlarından birinin görünmeyen merkezini açıklayabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">18 Sonsuza dek yaşayabilir miyiz?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.flankesports.com/content/images/news/49/original/sendromsuz-pazartesi-sonsuzluk.jpeg" alt=""/></figure>



<p>İnanılmaz bir zamanda yaşıyoruz: “yaşlanmayı” yaşamın bir gerçeği olarak değil, tedavi edilebilecek ve muhtemelen önlenebilecek ya da en azından çok uzun bir süre boyunca ertelenebilecek bir hastalık olarak düşünmeye başlıyoruz.&nbsp;Yaşlanmamıza neden olan ve bazı hayvanların diğerlerinden daha uzun yaşamalarını sağlayan şey hakkındaki bilgilerimiz hızla genişliyor.&nbsp;Ve tüm detayları tam olarak çözememiş olsak da, DNA hasarı, yaşlanma dengesi, metabolizma ve üreme zindeliği ve bunu düzenleyen genler hakkında daha büyük bir resimi görebiliyoruz.&nbsp;Ama asıl soru nasıl daha uzun yaşayacağımız değil, nasıl daha iyi ve uzun yaşayacağımız olmalı.&nbsp;Diyabet ve kanser gibi birçok hastalık yaşlanma hastalıkları olduğundan belki bunlara da çözüm bulabiliriz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">19 Nüfus sorununu nasıl çözeriz?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://home.bt.com/images/attenborough-fears-for-our-overcrowded-world-136383193134603901-130910095553.jpg" alt=""/></figure>



<p>Gezegenimizdeki insanların sayısı 1960&#8217;lardan bu yana 7 milyarın üzerine çıktı ve 2050 yılına kadar en az 9 milyar olması bekleniyor. Hepimiz nerede yaşayacağız ve sürekli büyüyen nüfusumuz için nasıl yeterli yiyecek ve yakıt üreteceğiz? Belki herkesi Mars&#8217;a gönderebilir veya yer altında apartman blokları inşa etmeye başlayabiliriz. Kendimizi laboratuvarda yetiştirilen etle beslemeye bile başlayabiliriz. Bunlar bilim kurgu çözümleri gibi gelebilir, ancak onları daha ciddiye almaya başlayabiliriz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">20 Zaman yolculuğu mümkün mü?</h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.uib.no/sites/w3.uib.no/files/styles/content_main/public/media/timemachine_with_credit.png?itok=9wUH4q0F&amp;timestamp=1579194807" alt=""/></figure>



<p>Zaman yolcuları zaten aramızda yürüyorlar. Einstein&#8217;ın özel görelilik teorisi sayesinde, Uluslararası Uzay İstasyonu&#8217;nun etrafında dönen astronotlar zamanı daha yavaş geçiriyor. Bu hızda etki çok küçüktür, ancak hız ve etki artırabilirse, bir gün insanların binlerce yıl geleceğe seyahat edebileceği anlamına gelir. Doğa, diğer tarafa giden ve geçmişe dönen insanlara daha az düşkün görünüyor, ancak bazı fizikçiler solucan delikleri ve uzay gemileri kullanarak bunu yapmanın bir yolu için ayrıntılı bir plan hazırladılar. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://meraklikedim.com/bilim/1885/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
